Kaportacı arıyorum…


KAPORTACI…ARIYORUM!
Kent/ ağustos 2002

Bu günlerde yine içim kan ağlıyor.
Kaportacı,zımparacı ,kaynakçı arıyorum da …
İş arayan adaylarla görüştükçe sinirleniyor, üzülüyor, acıyor,öfkeleniyor,suçluluk duyuyorum….Kalbim yerinden fırlayacak,rengimin beti benizi atık, mideme kramplar giriyor,uykularım kaçıyor.
Nasıl olur? Neden?..Olamaz !Hangi dünya, hangi devir, kim bunlar?…Benzeri yanıtsız, anlamsız soruları ne anlamlandırabiliyor, ne açıklayabiliyor , ne de zihnimden uzaklaştırabiliyorum.
Neden mi?
Bu ve benzeri işleri bilen ve yapanların hepsi çıraklıktan yetişme.Çıraklıktan ama çıraklık okulundan değil.Anlatıyorlar eski çalışmalarını, çalışma koşullarını ve ayrılış nedenlerini.
İçler acısı…11 yaş sonrası sabah sekiz, en erken akşam sekizde işten çıkışlarını.İtilip kakılıp,dövülüşlerini.Yol parası, yemek parasına verilen, satılan çocukluk ve gençliklerini.
Tek gün bile sigorta primi yatırılmayıp kandırılışlarını hattta “sigorta mı istiyorsun ,al sana sigorta “deyip ellerine elekktrik aksamının tutuşturuluşlarını.
Bazıları şanlı hissediyor kendini .Askerden sonraki çalışmalarında ellerine tutuşturulan pembe sigorta kartını göstererek mutlu ve gururlu.İnternetten bakıyoruz yatırılan primlerine.Söylemelimiyiz 7 yılda sadece 22 işgünü primi olduğunu?
Yıkmalımıyız mutluluğunu? Eğitmeli mi kişiyi?İspiyonlamalı mı patronunu? Yönlendirmeli miyiz Bölge Çalışma Müdürlüğüne…?
Hangi birini?
Bunu yapan işverenlerin boğazlarından nasıl geçer o güzelim lokmalar? Çocuklarına nasıl davranırlar acaba?Uykuları tam mıdır ki? Allah korkuları da mı yoktur acaba?
Öfke ve kızgınlık duyuyorum.Şükredemiyorum halime.Hassas ve töleranssız oluyorum .Kendi çocuklarımnın istekleri kapris gibi gelirken çalıştığım firmada düğünlere giderken bile şirket aracı isteyen işçilere için için kızıyorum.İş güvenliği malzemeleri ve koruyucularının en pahalısı, kalitelisine bile burun bükenlere,günlük bin dolarlık eğitimleri alırken fazla mesai talep edenlere derin derin nefesler alarak katlanıyorum.
Kızıyorum öğretmenlere, Çalışma Müdürlüğü denetçilerine, politikacılara, derneklerde çalışanlara….Eğitemediğimiz, denetleyemediğimiz, koruyamadığımız, doyuramadığımız için.Kızıyorum kendime zaman zaman şükretmeyi bilmediğim ve bu konuda birşeyler yapmadığım için.
Ya bu yüzyılın en modern , en çağdaş olduğu iddia edilen yasası olan İş Kanunu çıkaranlara ne demeli? Çıraklar kapsam dışında!
Türkiye gerçeğinin ne kadarı ortada?
İstatistiklere göz atıyorum, her ne kadar güvenmesem de.Kayıt altında en az on katı olduğuna inananlardanım da.
6- 18 yaş arasında çalışan çocuk sayısının 6 milyon olduğu belirtilmekte. Güya % 30’ u sadece okula gitmemekte.Bunlardan dörtte üçünün haftada 40 saatin üstünde çalıştığı da eklenmekte.20 bin sokak çoğuğu da kayıtlarda yer almakta.

Bu yazı Kent Gazetesi eski köşe yazılarım kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir