Allah ‘a emanet…


ALLAH’A EMANET!
Kent /2002

“Bize birşey olmaz”.“ Bu benim başıma gelmez”.”Allah korur”.”Allah’ ın takdiri”…
Daha nice umursamaz, üstümüze almaz düşünce ve cümleler.Bunlar benim, sizin ve onların birkaç sözü.
Bir fıkra anlatılıyordu yakın zamanda: Allah’ a giden melekler birkaç kez dünyadan haberler ulaştırıp, yardımını ,korumasını istiyorlar ve her defasında O Türklerin bu afetlerde yer alıp almadığını soruyor.Melekler de “Tükler değil” dedikçe Allah ilgilenmiyor.Nihayet bir gün Türklerin başının derde girmek üzere olduğu söylenince Allah hemen hareketleniyor .Melekler bunun nedenini soruyorlar.Daha nice ve daha ağır tehdit ve tehlikeler varken müdahale edilmediği halde ,neden Türkler olunca hareketlendiğini soruyorlar.Cevap hazır:” Tek hazırlık yapmayan, önlem almayan,korunmayan ve tüm işlerini Allah’ a havale eden millet onlar” cevabını alıyorlar.
Bizi radyasyondan, selden, depremden…koruması gerek. Sorumluluk bizde değil, Allah’ ta. Vekil tayin ettik gibi.
Çok duygusalız aslında, çok da yardımsever.Duyarlıyız,kaderciyiz.Çabuk parlar , çabuk söneriz.Saman alevi gibiyiz.Unutkanlığımız hastalık derecesinde .Çabuk affederiz. Planlayamıyor, planladıklarımızı gerçekleştiremiyoruz.Denetlemek de bize göre değil.Biz aslında şehirli olamadık, olamayacağız gibi de.
Hem Allah’tan korkuyoruz ,hem hırsızlık bizde, adam kayırmacılık bizde, rüşvet bizde, vurdumduymazlık bizde, bencilllik…Nasıl olsa oruç tutar, namaz kılar,Kadir gecesinde dua eder, zekat ve fitre ile yaptıklarımızı affettirebiliriz.Daha çok ise günahlarımız, Hac’a bile gideriz.
Önlemek için değil düzeltmek, onarmak için uğraşırız.Bizim için kar önemli, kayıplar değil.Kaçak inşaat, ucuz ev,fazla kar…yani kazançlar önemli.Kaybetmek mi?Düşünmeyiz, umurumuzda bile değil.Biz kısa vadeli düşünürüz.Kazanınca bizden , kaybedince Allah’ tan. Sonucunu, olunca düşünürüz.
Tembeliz aslında, çalışkan gibi görünsek de.Denetlenirsek , başımızda çoban, bekçi varsa çalışırız, düzgün yaparız işimizi.Denetim yoksa gevşeriz,tembelleşiriz, kaçamaklar yapar,kaçırırız.Üşeniriz, hem de çok üşeniriz.
Marmara depreminden sonra bas bas bağırdı yetkililer, medya, uzmanlar…Evlerinizin depreme dayanıklılığını test ettirin, binalarınızı güçlendirin, dolaplarınızı sabitleyin…dediler.Kaç kişi bunu yaptı evinde? Size soruyorum? Yaptınız mı? Bingöl’ de, zorunlu deprem sigortası yaptıranların çok azınlıkta olduğu anlatılıyor.
Ya iş yerinizden , çocuklarınızı gönderdiğiniz okulunuzdan bunu istediniz mi? Sordunuz mu?Çocuklarınızın okulundaki temizliği , yemekleri ,servisleri için şikayete, hesap sormaya gidiyorsunuz değil mi? Ya hayati olan bu konu için hiç uğradınız mı?
Belediye Başkanımız Bursa’daki binaların yüzde altmışının ruhsatsız olduğunu ve Marmara depreminden sonra açtıkları kampanyaya Bursa’daki üçyüz elli bin konut sahibinden sadece on’unun binasını kontrol ettirmek için başvurduğunu söyleyip vatandaşların ilgisizliğinden şikayet ediyor.
Torpiller üzerine kurulmuş hayatımız.İş bulamazsak veya işten atılırsak torpil yüzündendir diye düşünürüz.Okulda başarısız isek,ruhsat alamazsak… torpil ve rüşveti suçlarız.Hep başkaları, biz değil!
Sonra kompleksliyiz , tehlikeleri fırsata da dönüştüremiyoruz.Yabancıların bizden iyi olduğunu düşünürüz.
Marmara depreminden sonra Alman Psikiyatri Derneğinin davetlisi olarak on beş gün mesleki paylaşım için orada bulunduk.Biz onların bize jest yaptıklarını düşündük önce, aslında çıkar ilişkisi olduğunu anladım bir süre sonra.Denek olarak kullandılar aslında bizi.Yaşadıklarımızı,deneyimlerimizi, davranış ,gözlem ve yorumlarımızı aldılar.Öğrenmek için bir fırsattı onlar için.Türkiye’ye birçok ülkeden travma uzmanı geldi.Hem öğrettiler, hem öğrendiler.
Biz ders aldık mı ? Uzman yetiştirdik mi? Gönüllü olduk mu?

Bu yazı Kent Gazetesi eski köşe yazılarım kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir