Kendime mektup…


Kent/aralık2002

Benim için terapi köşesi oldu bu köşe.Hep dert ve şikayetleri dinlemekten, ,serzenişleri almaktan, öfkelerin kusulmasından,kırgınlıkların paylaşılmasından uzaklaştığım ve rollerin değiştiği, nadir sahip olabildiğim bir iki saatlik süre bunlar diye düşünmeye başladım.
İnsanları dinlerken, farkındalık yaratmak için özen gösterirken, deşarj olmaları için fırsat tanırken, öfkelerin boşalmasına zemin hazırlamaya çaba gösterirken… baktım öteki tarafa geçmişim.Şikayet eden ben, sızlanan ben, eleştiren ben,karamsarlığa kapılan yine ben.Ne oldu böyle?Ama itiraf edeyim fena da değilmiş. Papaza günah çıkartmak, günlüğe dert aktarmak, terapide yaşamak böyle birşey olsa gerek.
İçime , kalbime, beynime işlemiş ya , sonrasında gelen pişmanlıklar, mesleğime ihanet etmiş gibi suçluluklar, sosyal sorumluluğumu unutmuş olma hissi, birilerini kırmış olabilirmiyim diye kaygılar…sonrasında bir haftalık bedeli.Hep pozitif olmalıyım, karamsar değil.Model olmalıyım,umut adına, dinamizm adına…Çevreyi tamamen değiştirmenin mümkün olmadığını ama kendimizi, düşünce ve algılarımızı değiştirebilirsek eğer mutlu olabileceğimizi vurgulamalıyım.Geçmişten ders almalı, iyi yönlerini hafızama kazımalı, kötüleri silmeliyim. Gelecek için umut, neşe, enerji yaymalıyım.
Uyarılar ,müdahaleler de yok değil.Annem, siyasi partilerle ilgili yorum yapma sakın derken ; dedem, devleti eleştirme hapse düşersin; babam, kişileri suçlama mahkemelerde sürünür milyarlarca para ödersin; eşim, din konularından uzak diyor.Oğlum spor yaz diyor ama ben de onu bilmiyorum.
Çoook çalışmalıyım.
Sorgulama mı? Yol ayrımında duraklama mı?Yaşlılık belirtisi mi ? Hepsi mi bilmem ama , 2002 yılının son yazısı diye düşünüp bir yılı gözden geçirmek istediğimde sisli, puslu, sadece birkaç anın hatırlandığı görüntüler geçti gözümün önünden.Şerit bile değil.Ürktüm, hüzünlendim,kaygılandım…
Neden ? Bu kadar kısa bir yıl mıydı? Boşa mı geçirmiştim? Unutmak isteyip bilnçaltına attığım olaylar çok muydu? Çok mu sıradandı? Kötü olaylar gelmediğine göre aklıma mutlu mu olmalıyım? Yorgunluktan mı?
Hafızamı zorladım,odaklanmaya çalıştım ama nafile. Taradım son günlerdeki gazeteleri, kopya çekebilirmiyim diye.Yok.Oğluma sordum ne hatırlıyorsun diye.”Dünya kupasındaki başarımızı nasıl unutursun anne” dedi. Kaçıncı olmuştuk hatırlayamadım.? Ama hoşuma gitti, hem mutluluk, keyif veren birşey buldum, hem oğlum da iyi şeyleri hatırlıyor diye.
Seçimi ve ilk defa olan iki başlı hükümet uygulamasına rağmen nasıl en ufak bir ışık gördüğümüzde iyimserlik ve umut doğduğunu anımsadık önce.Yıllarca ayni parti başkanlarının inatla devamlarından sonra bazı eskilerin kendi girişimleriyle geri çekildikleri de iyi ve az rastladığımız olaylardı.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana birçok şaibeye rağmen iptal edilmeyen seçim sonuçlarının iptalini yaşadık.Bu da iyi.Sonra milletvekilliğini hakettmeyen yüz karamız Akagündüz’ ün layık olduğunu bulması da içime su serpmişti.
AB remimnde başbakanımızı seyrettik.Söz aldı, fena değil.
Hepimiz televizyonlar, gazeteler, köşe yazarları sayesinde politika, ekonomi,spor uzmanı olduk. E, iyi birşey.
20 yıl sonra olağanüstü hal bölgesindeki uygulamalar son buldu.Terör de bitti.
Zorunlu tasarruflarımız ödenecek, zengin olacağız, o paraları hemen harcayıp , ekonomimizi canlandıracağız…
Çok zorlandım, lütfen biraz da siz bulun.Mutlu yıllar!

Bu yazı Kent Gazetesi eski köşe yazılarım kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir