5 Kişiden 1’inin Ruhsal Sorunu Var


Bu hafta Psikologlar Derneği Genel Kurulu gerçekleştirilecek. Her zaman olduğu gibi sessiz sedasız, çekişmesiz  bir meslek örgütünün fotoğrafı var gözlerimin önünde.

Bugünlerde kıyasıya yarışan listelerle, itham ve iftiralarla, hatta bir meslek örgütü mensubundan geliyor demeye bin şahit gereken demeçlerle ortalık toz dumanken, meslektaşlarımın mesleki  yetkinliklerini sergiledikleri bu süreç beni son derece mutlu etmekte. Tek derdim gençlerin öne çıkıp bu sorumluluğu üstlenmekte çekingen davranmalarıdır.

Ne mi yapıyoruz? Öncelikli derdimiz, kendimizi geliştirmek. Sadece iç hastalıkları alanında bile kaç ayrı alt uzmanlık dalının olduğu düşünülürse, ruh sağlığı konusunda kimin her konuda uzman olması mümkün ki?

Bizim alanımızda, bilinenin aksine sadece sağlık, yani klinik psikologlar yok. Endüstri, trafik, eğitim, adli olaylar vb. bilinen alt dallar, uzmanlıklar olduğu gibi onların da alt dalları var …

Sonraki hedefimiz ise kamu yararına etkinlikler gerçekleştirmek…

Neyse konumuz ders değil, derneğimi tanıtmak da değil…

Ama memleketimin ruh sağlığı haritasına bir ucundan bakmak gerek kanımca.

 

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de en sık görülen hastalıklar listesinde psikolojik hastalıkların ilk sıralarda yer aldığı kanıtlanmış araştırmalarca. Bu durum sadece araştırmalara konu olmakla kalmamakta; Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı gibi kurumların stratejik planlarında, uygulamalarında da yer almakta.

Her beş kişiden birinin aslında hayatı boyunca klinik düzeyde destek alması gerektiği ortaya konmuş mesela.

En sık yaşanan hastalıklar listelendiğinde birinci sıradaki kardiyovasküler (kalp-damar) hastalıklardan sonraki ikinci sırada olan psikolojik rahatsızlıkların tedavi edilmediği sürece daha da ağırlaştığı; sadece kişinin rahatsızlığı ve  verimsizliği ile kalmayıp tüm aileyi, çalıştığı ortamı vb etkilediği de bilinen bir diğer konu.

Öte yandan çocuk ve ergenlerin % 11 inin danışmanlık düzeyinde desteğe şiddetle ihtiyacı olduğu resmi raporlarda yer almakta. Ki bu 2 milyon çocuk ve genç demek ve Türkiye’nin 45 ilinde çocuk/ergen psikiyatristi mevcut değil.

Ayrıca, psikiyatrik tedavi alması gereken altı kişiden sadece birinin tedavi görebildiği belirtilmekte.  Sağlık Bakanlığı’nın stratejik planlama çalışmaları kapsamında geçen yıl hazırlanan raporda, Bakanlığın gelecek 5 yıllık stratejik planındaki on hedeften sekizinin psikolojik hastalıkların önlenmesine ayrıldığı belirtilmekte. Öyle mi gerçekten? Zamanla göreceğiz.

Bilinenin aksine kadın ve erkeklerdeki psikolojik rahatsızlık oranlarına bakıldığında ise bu tür rahatsızlıkların erkeklerde daha sık görüldüğü tespit edilmekte. Ama  görüntü, kadınlarda oranın daha fazla olduğu yönünde sanki… Bu algıya ilişkin bazı açıklamalar da mevcut. Örneğin kadınların iletişime daha açık ve paylaşımcı olma, yardım almaktan çekinmeme, utanmama veya bir diğer ifadeyle duygularını dışarıya vurma,  aile fertleriyle,  komşularla, arkadaşlarla acı ve sıkıntılarını paylaşma biçimde gösterdikleri davranış eğilimlerinin, halk arasındaki ifade ile  “deşarj” olmayı sağladığı, dolayısıyla kadınların psikolojik sorunlardan korunmak açısından nispeten avantajlı olduğu yönünde görüşlerden söz etmek mümkün.

Bir psikologdan destek almak hala bir tabu ve damgalanma/etiketlenme korkusu yaşamaktayız. Bu devirde bile. Kayıtlarımız doğru takip edilemediği gibi zaten kayıt dışı kalma isteği de çok. Örneğin askerlerde ve  polislerde bu kayıt altına alma oranı çok düşük. Görünen kısmın buzdağındaki çıkıntıdan da az olduğu herkesçe bilinmekte.

Özel sağlık sigortalarına bir bakmanızı öneriyorum. Her hastalık için tedavi limitleri var ama psikolojik/psikiyatrik hastalıklar için ya hiç karşılık yok,  ya da en çok 3 seansla sınırlılar. Ömür boyu sergilediğimiz veya sergilemediğimiz belli davranışların, düşüncelerinin veya genetik nedenlerle sahip olduğumuz hastalığın  üç seansla düzeleceğine inanan uzmanlarımız, insanlarımız var hala.

Ya eğitimli kesimlere  ne demeli? “Bizim aklımız yetmiyor mu da gidip bir danışmandan sorunumuzu çözmek   için yardım alacağız?” diyenler o kadar çok ki. Sanki bu zeka işi de,  uzmanlık işi değil. Öyle olsaydı hapishaneler ve hastaneler sadece zekası düşük insanlarla dolu olurdu. Hatta iddia ediyorum ki  sadece bildiğimiz zeka ile sorunları önleme veya baş etmede kullandığımız  EQ denen duygusal zekamız  genellikle paralellik göstermez..

Bizim ülkemizin “yüzde 60-70’i, psikolojik sorunları hastalık olarak kabul etmez ve hasta olsa dahi doktora gitmez” diyor araştırmacılar.

 Depresyon, kaygı bozuklukları, hiperaktivite-dikkat bozukluğu, panik atak, sosyal fobi, alkol veya uyuşturucu bağımlılıkları, en sık rastlanan rahatsızlıklardandır. Kaldı ki  belli travmalar, doğumlar, ani ölümler ve sonrası için de çoğu kez psikolojik destek, şart niteliği taşır.

Araştırmalar, insanın yaşamı boyunca en az bir defa depresyon geçirdiğini ortaya koymakta. Üstelik yaşanan bu hastalıklar sadece kişiyi etkilemekle kalmamakta, çevresini de etkilemekte. Üstelik bedensel hastalıklardakinin aksine  kişi çevresinden, toplumdan, sosyal yaşamından izole olabilmekte.

Gelelim hastalıklardaki sayısal verilerimize.

11 ay önce yayınlanan Sağlık Bakanlığı belgesinde karnemiz Avrupa Birliği’ne  göre çok kötü, dünyaya göre de…

Örneğin ülkemizde  100 bin kişiye 2 ruh sağlığı uzmanı düşerken Avrupa Birliği’ne üye ülkelerdeki ortalama 100 bine 13 uzman şeklinde. Bu oran ile ruh sağlığı uzmanı en az olan ülke Türkiye imiş.

Yatak sayısı, uzman sayısı, destek personel sayısı vb. her konuda yine en arkalardayız tahmin edeceğiniz gibi…

Bu kadar önlemsiz, sistemsiz, kadrosuz, uygulamasız, önyargılı tutumumuza rağmen bizi koruyan veya destek olan avantajlarımız var çok şükür.

Sosyal destek konusunda hala Avrupa ülkelerine göre iyiyiz. Aile hala bir arada ve güçlü bağlara sahip. Ölümde, sıkıntıda, afetlerde birbirimize destek olabiliyoruz. Komşuluk, dostluk ilişkilerimiz çok şükür iyi. Sıcakkanlıyız, dirençliyiz…Neyse ki…

Son  olarak da meslektaşlarımdan sağlık alanında çalışanların istatistiklerine yer vereyim…

Unutulmamalıdır ki koruyucu ruh sağlığı hizmetleri ile  aile ve çocuğa yönelik şiddetin önlenmesi, adli olaylar, çalışma yaşamında karşılaşılan sorunlar gibi hayatın bir çok alanında psikologların varolması ihtiyaçtan öte zorunluluktur aslında…

 

2010-11 eğitim yılı itibariyle ülkemizde 40 üniversitede 2632 psikoloji öğrencisi kontenjanı vardır. Ülkemizde 100 bin kişiye düşen sağlık alanında aktif çalışan psikolog sayısı 1,85’dir                  ( Sağlık Bakanlığı verileri)

Avrupa Bölgesi Ülkelerinde 100 bin Kişiye Düşen Psikolog Sayıları (DSÖ, 2008). ÜLKE Psikolog Sayısı ÜLKE Psikolog Sayısı
Avusturya 63,0 İtalya 3,2
Finlandiya 47,2 Slovakya 3,0
Norveç 35,0 Bosna Hersek 0,5-3*
Hollanda 30,0 Rusya 2,4
Yunanistan 14,0 Portekiz 2,3
İsrail 10,6 Sırbistan 2,0
Danimarka 10,0 Makedonya 2,0
Letonya 7,0 Slovenya 1,7
Kıbrıs Rum Kesimi 6,7 Karadağ 1,5
Macaristan 6,0 Litvanya 1,0
Malta 6,0 Özbekistan 1,0
Polonya 4,9 Gürcistan 1,0
İngiltere 3-4,3* Bulgaristan 0,8
İspanya 4,0 Arnavutluk 0,5 

07.01.2012 

 

 

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir