Mesleki ve Teknik Eğitimde bir marka “O”…


patİKa’mda rastladığım ve sadece benim için değil, memleketim için çok çok kıymetli bir dostum daha sorularıma cevap yazdı. Sizin için. Şu anda Bahçeşehir Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Müdürü olan çok sevgili arkadaşım sevgili Azize Gökmen e sorular yazdım ve keyifle okuyacağınız cevaplar aldım.Kendisi mesleki ve teknik eğitimde bir duayen. Çalışmaları Türkiye sınırlarını aşmış bir lider…Sözümü kısa kesip sorularımın cevaplarını okuyalım beraber…

Söz Azize’mde,yazısına hiç dokunmadan aynen aktarıyorum:

Sevgili arkadaşım,

Can dostum,

Geç tanıdığım, kısa bir zaman dilimine sığdırdığımız kocaman bir dostluk, bunun ölçümü, bedeli yok. “patİKa”nda bana da gezinme fısatı verdiğin için çok teşekkürler. Bana göre bu patİKa; herhangi bir patika değil yaşanmışlıkların, deneyimlerin “keşke” lerin pişmanlıkların, hüzünlerin, mutlulukların, başarıların yeşerdiği bir patİKa.

Tüm genç arkadaşlarımın ve patikada yürümelerini ve yaşanmışlıklardan istifade etmelerini tüm kalbimle öneriyorum.

“Sonbaharımdayım” diyorsun. Gel buna son bahar demeyelim; değerin, zenginliğin sembolü olan “altın bahar” diyelim. Zira sen şu anda gönül zenginliğin, tecrübelerin, paylaşımlarınla altın baharını yaşıyorsun ben de dostun olmaktan onur duyuyorum.

Gelelim sorularına;

1-      İstanbul’da son 20 yılda mesleki ve teknik eğitimle ilgili kim varsa seni tanır. Türkiye’de de en az 10 yıldır, hatta yurtdışında da en az 10 ülkenin mesleki teknik eğitimle ilgili üst düzey ve uzmanları seni tanıyor desem kesinlikle abartmamış olurum ama benim blogumun okuyucuları bilmeyebilirler. Kimdir Azize Gökmen? Nerede doğmuş, okumuş, çalışmış, yaşamıştır? 

1956 yılının Mart ayında Bandırma’da doğdum. İlkokuldan sonra Kız Sanat Ortaokulu, Kız Enstitüsü  ve Ankara Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulunu bitirdim.

1 Kasım  1978 tarihinde Bigadiç Pratik Kız Sanat Okulunda meslek hayatıma başladım. 1,5 yıl görev yaptıktan sonra Bigadiç’te tanıştığım eşimle evlenerek İstanbul’a geldim. Ortaköy Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesinde göreve başladım. Öğretmenlik, Müdür Yardımcılığı, Müdür Baş Yardımcılığı ve Okul Müdürlüğü süreçlerinden geçtim. Görev evrem içinde çok önemli kazanımlarım oldu. Yatılı bir okulda yöneticilik yapmak çok farklı bir duygu. Çeşitli illerden gelmiş gencecik yürekleri bir araya getirmek ve onları hayata hazırlamak; hayatta haz aldığım duygulardan bir tanesi.

1996 yılında İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’ne Şube Müdürü olarak atandım. 12 yıl bu onurlu görevi yürütmeye çalıştım. Alanım olan ve gönül verdiğim mesleki ve teknik eğitime İstanbul genelinde yön vermeye çalıştım.

Okul-sektör işbirliğinin önemine yönelik önemli çalışmalar yaptığımızı düşünüyorum. Bu çalışmalar çeşitli aktivitelerle desteklendi, uluslararası projelerde çalışma ve deneyim kazanma fısatım oldu. Her bir yaşanmışlık bana çok önemli değerler kazandırdı. Bu birikimi bu değerleri çalışma arkadaşlarımla paylaşmak ise işimin beni en mutlu eden taraflarıydı.

2008 yılında, emeklilik kararı aldım ve vizyonuna her zaman inandığım ve saygı duyduğum Bahçeşehir Üniversitesinde göreve başladım. Burada yükseköğretimde tek olan METGEM’i (Mesleki ve Teknik Eğitimi Geliştirme Merkezi) kurduk.  Mesleki Teknik Eğitime politika ve strateji geliştirmek üzere yola çıktık ve büyük bir keyifle hala devam ediyoruz, en önemlisi de METGEM’in politika ve stratejilerini MYO’da hayata geçiriyoruz.

Burada okumam ve çalışmam için beni motive eden “ülkene vefa borcun var, gücün yettiğince çalışmazsan hakkımızı helal etmeyiz” diyen anne ve babamı rahmet ve saygıyla anıyorum.

 2- İz bıraktın ve fark yarattın, çalışma yaşamında. Biraz da bunlardan bahsetsen?

Türkiye’nin Mesleki Teknik eğitimine ışık tutmak adına Milli Eğitimde Mesleki Teknik eğitim ve Okulöncesi eğitimde pek çok proje ve çalışmalar yaptım. Mesleki Teknik Eğitimde okullar ve sektör arasında bağ oluşturarak gençlerin istihdamı açısından bir araya getirme çalışmalarında bulundum. Mesleki Teknik Eğitimi güçlendirmek adına Avurpa Birliği uyum sürecinde uluslararası projeleri Türkiye’ye getirerek uygulamalarda fark yaratmaya çalıştık. Çalışma hayatımda hep ilklere vesile olmak kısmet oldu bana. Burada şüphesiz ki vizyoner liderlerle çalışmam ve hala çalışıyor olmamın payı var. Sayın Ömer Balıbey beraber çalıştığım Milli Eğitim Müdürüm, sayın Enver Yücel halen çalışıyor olduğum Bahçeşehir Üniversitesi mütevelli heyet başkanım, kendilerine şükran borçluyum.

Yıllarca birlikte çalıştığım başarıdan başarıya koştuğumuz takım arkadaşlarım, aynı duygu aynı ruh ve aynı özveriyle çalıştık. Zannediyorum iz bırakmış olmanın sırrı da burada.

 3- Günde kaç saat, haftada kaç saat çalışırsın mesela? Ya yıllık izinlerinin süresi?

Günlük çalışma saatlerim ortalama 10-12 saat. En keyifli çalışmayı da Cumartesi günleri yapıyorum. Ofisimin olduğu kat sakin, haftalık yazılar, yazışmalar, gelen haftanın planlanması, yeni firikler, projeler çok verimli bir gün benim için. Akşamlarım ve Pazar günüm eşim ve kızlarıma ait. Akşamları 1 saatim yine kızlarıma ait. O gün neler yaptık, ne yapmalıydık günün üçlü bir öz değerlendirmesi,

Yıllık izinlerimi doğrusu hiç kullanamadım. Her yıl kullandığım izin maksimum 10 gün ama asla tavsiye etmiyorum. Dinlenmeyi de bilmek gerek yani hepimizin hayat boyu öğreneceğimiz çok şey var

4- Senin patikanın zorluklarından bahsetsen biraz? Ödediğin bedellerden. 

Benim patikamda geriye dönüp baktığımda yaşadığım zorlukları, üzüntüleri hatırlamamam, kendini hep güzelliklere, başarılara küçük küçük çıktılardan büyük hazlar duymaya şartlandıran birisi için oldukça zor, ama en büyük zorluk, hem ev kadını hem anne hem de iş kadını olmak gibi üç önemli görevi bütünleştirmek galiba. En büyük zorluğum yoğun çalıma hayatımda iki minik kızımın her bir sürecini birebir takip edememem, yaşadıkları sevinci, hüznü anında paylaşamamam. Ama şimdi onları olgun, sorumluluk sahibi iki arkadaşım olarak yanımda görmem en büyük kazanımım. Çalışma hayatımda kadın olmanın zorluklarını da yaşadım, anne olmamın da. Bütün bu zorulukların altından kalkabilmek için kendimden fedakarlık etmek kaçınılmaz oldu şüphesiz.

5- Neden bunlara rağmen hala mücadele?

Neden hala mücadele; çünkü bu ülkenin insanı olarak görevim diye düşünüyorum. Bilgimi, birikimimi, tecrübelerimi genç kuşaklara aktarmak, genç meslektaşlarıma yol göstermek sonuna kadar da görevim olacak diye düşünüyorum. Belki de kişiliğimden kaynaklanan bir özellik çünkü ben “mücadele etmeyi” çok seviyorum.

 6- Bu kadar uzun bir yolculukta” her devrin adamı”olabilenlerdensin. Bu bir çoğuna göre olumsuz ama bana göre” uyum” ve “her koşulda herşeye rağmen başarı”demektir. Sen bunu nasıl anlatırsın? Yani bir çok siyasi parti yönetimleri ile çalıştın ve daha da önemlisi hem kamuda üst düzey yöneticilik yaptın, hem özel sektörde. Bunu nasıl yönetebildin?

34 yıllık meslek hayatımda bir çok siyasi irade ile çalıştım. Tabi bu süreçte hassas olmak gerekiyor. Tarafsız bir anlayışla kurum ve ülkenin yararına çalışmak başta geliyor. Dürüst, ilkeli, düşmanca yaklaşımlardan uzak, dil, din , ırk, sınıf ve mezhep farkı gözetmeyen, her gruba eşit mesafede yaklaşan, paritler üstü düşünerek hiç bir siyasi yakınlık kurmadan görev yapan yüreğinde insan sevgisini derinden hissederek hümanist bir yaklaşımı ilke edinen bir yönetici her dönemde ve her koşulda uyum içinda çalışabilir.

Bu uyumun doğru algılanması gerekir. İlke ve ideallerinden kişiliğinden ödün vermeden hizmet odaklı çalışma anlamına gelen bu uyum, başarıyı hedefleyen her yönetici de olması gereken bir nitelik. İşte tüm bu niteliklere haiz bir yönetici çıktığı meşakkatli ve uzun yolda “devrin adamı” olarak değil, yönetim biliminin kurallarının gerçek uygulayıcısıdır bence.

7– Kamuda çalışmakla özel sektörde çalışmanın ana farkları ve birbirine göre olumlu yönleri nelerdir sence?

Kamu da 30 yıl çalışmış bir yönetici olarak şunu söyleyebilirim ki hem keyifli hem zor yönleri var. Zorluklar mevzuatın getirdiği kısıtlar, iletişim zorlukları, siyaset egemen bir yapı. Bunlar çok büyük zorluklar. Hele ki  liderinizin gücünü, desteğini arkanızda hissedemiyorsanız, koltuğumu kaybederim kaygısı taşıyorsanız yöneticiliği bırakın. Özel sektörün de kendine göre bir sistemi ,sistemin getirdiği zorluklar elbette var ama daha özgür, daha esnek, daha hareketli, daha keyif verici hiç şüphesiz. Ya da benim açımdan öyle. Hele ki çok genç olmamıza rağmen dünya üniversitesi olma yolunda hızla ilerleyen yine dünya ile entegre olmuş çağdaş bir üniversitede çalışıyor olmak çok daha ayrı bir keyif. Tabi ki keyifli çalışmak da verimliliği getiriyor.

8-  Öğretmen iken seni etkileyen özel bir anın vardır sanırım?

Meslek hayatımda öğretmenliğim çok kısa bir süredir, sonrası hep yöneticiliğin çeşitli kademelerinde geçti. Öğretmenlik şüphesiz ki çok onurlu bir meslek, bugün paylaşım sitelerinde mezun öğrencilerimle buluşmak, çeşitli iş ortamlarında karşılaşmak, hatta atamasını yapmak, ölçülemeyecek mutluluklar.

Anılar o kadar çok ki  ama bende en derin izi bırakan anımı paylaşmak isterim. Ortaköy Zübeyde Hanım Kız meslek Lisesi’nde Müdür Baş Yardımcısı olarak çalışıyordum. Büyük kızım 5. sınıfa gidiyordu. Okul çıkışında öğretmeni ziyaretime geldi, çay içtik, sohbet ettik. Sonra “ Bir şey söyleyeceğim, Gizem bugün Devlet Parasız Yatılı Sınavları’na girmek için form aldı, bilginiz olsun.” dedi. Akşam kızımın yanına gittim, okulda neler yaptığına ve gününün nasıl geçtiğine dair sohbet ederken  Devlet Parasız Yatılı Sınavları’na gireceğini söyledi. Ben de bu sınavlara okuma imkanına erişmede zorluk çeken arkadaşlarının katılacağını, niye bu sınava girme ihtiyacı duyduğunu sordum. Cevabı şu oldu;“ Yatılı ablalarla o kadar çok ilgileniyorsun ki ben de yatılı olup yatakhanede kalacağım, böylece seni daha çok göreceğim.”Hayatta aldığım en anlamlı cevaptı ve hayatım boyunca unutamayacağım.

 9- Ya yöneticilikteki anılarından birisini paylaşsan?

Yöneticilik hayatım da anılarla dolu aslında, bazılarının anılarda kalması daha iyi belki de ama şunu paylaşmak isterim:

Bir gün odamda çalışırken kapım açıldı ve bir bey içeri girip koltuğa oturdu. Sabırla takip etmeye başladım. Masama bir dilekçe koydu; “Karımın tayinini şu okula yapacaksınız.” dedi.Yine sabırla dilekçeyi aldım ve “Bu dilekçe İlk Atama Bölümü’ne yazılmış, o bölüme verin, bizim bölümümüze yazsınlar.” diye cevapladım. “Bu tayin olacak.” dedi. Olay çıkarmak istediğini hissettiğim için uzatmadım ve gönderdim. Biraz sonra Özel Kalem Müdürü aradı. “ Hocam burada bir bey var, bağırıp çağırıyor, Müdür Bey ile görüşmek istiyor” dedi. Ben de kendisine,  “Geliyorum, Müdür Bey ile önce ben görüşmeliyim.” dedim ve özel kaleme gittim. Beyefendi salonda bekliyor. Müdür Bey geldi, ben yanına gittim ve durumu anlattım. Aynı zamanda norm kadro şartlarına göre tayinin olamayacağını da belirttim. O kadar sinirlenmiştim ki Milli Eğitim Müdürü’me “Hata zaten bu adamda değil, hata benim kocamda.” deyiverdim. Müdürüm gülmeye başladı ve “Ne istiyorsun şimdi Süer’den?” dedi. “Bugüne kadar bayan öğretmenlerden 5000 tayin yaptımsa 4995’inin eşlerini tanıdım, kendilerini görmedim. Benim kocam ise odamı bilmiyor daha.” diyerek isyanımı dile getirdim. Bu aslında bilinçaltı bir tepkiydi ve kadın yönetici olmanın zor yönlerinden biriydi ama bana bir faydası oldu, eşim beni işyerimde ziyaret etmeye başladı.

Gelmeyişi ilgisizlikten değildi aslında. Evlilik hayatında prensibimiz olarak evde iş konuşmayız, birbirimizin iş alanlarına girmeyiz ve müdahale etmeyiz. Evimiz bizim özel yaşam alanımızdır, bu alanı çocuklarımız ve dostlarımız doldurur her zaman.

10- Yurt dışına çok sık gidip geliyorsun. Sence yabancıların gözünde Türkiye’de mesleki eğitim nasıl görünmekte?

Uluslararası projelerde uzun yıllar çalıştım ve çalışmaya devam ediyorum. Alan hep mesleki ve teknik eğitim, birçok ülkeden ortaklarımız var ve aynı alanda çalışıyoruz. Onların bu alanda güzel çalışmaları var ama bizim de çok güzel çalışmalarımız var. Mesleki teknik eğitim sorunları bizde ne ise onlarda da aynı ya da benzeri. Dolayısıyla karşılıklı paylaşacağımız, transfer edeceğimiz örnekler var. Ayrıca, genç nüfusumuz yabancıların gözünde bizim en cazip yönümüz.

 11- Anne olarak da kızlarını kollarının altına aldığını gözlemledim mutlulukla… hem annelik hem işi nasıl dengeleyebildin?

Dünyanın en güzel duygusu, en güzel kazanımı; evlat sahibi olmak, kimlikli, kişilikli, ilkeli iki evlat yetiştirebilmek. Okulları bitti, çalışıyorlar, artık yuvalarını kurmalarını ve bana büyükanne payesi kazandırmalarını bekliyorum heyecanla. Kızlarımın gözünden annelik ve işi bir arada dengede tutmanın zorluğunu onlara hissettirmeden sağlayabilenlerdenim. Kızlarıma gerekli vakti ayırmaya her zaman özen gösterdim. Elimde olmayan nedenlerle vakit ayıramadığımda da bunun “bizim” için olduğunu bildiler. Yanlarında olamadığım anlarda da elim hep üzerlerinde olmuştur. Küçük kızım Gözde  benim için yazdığı bir yazıda şunları söylemiş:

“Çalışan bir annenin çocuğuyum ben. Zor.Çok zor ama eksikliğini hiçbir zaman hissetmedim. İleride onun gibi bir anne olabilir miyim? Hiç bilmiyorum. Her yere, her şeye yetebilen, hayatını bizlerin mutluluğuna adamış, kendi mutluluğu için bizim mutluluğumuzla beslenen bir kadın. Herkesin saygı duyduğu, başarılı ve benim de gurur duyduğum bir kadın. Yaşadıklarıma bakınca yorgunum deme hakkım yok. Çünkü arkamda hep onun gücünü ve varlığını hissediyorum. Dilerim bir gün onun da en az benim kendisiyle gurur duyduğum kadar  benimle gurur duymasını sağlayabilirim.”

 12- Bu kadar çalışkan ve başarılı bir kadının kocasının hangi özelliklere sahip olması gerek?

Meslek hayatımda en zoruma giden şey nedir biliyor musun? İnsanlar sizden görevinizle ilgili bir şey ister, olursa dünyanın en iyi insanısınızdır ama olmazsa diklenirler ve “Allah kocasına yardım etsin.” derler. Allah yardım etti mi bilmiyorum ama iş hayatımda en büyük desteğim eşim. Hoşgörüsü, desteği olmasa tanımladığım gibi başarılı olmam mümkün değildi. İyi bir eş, iyi bir baba, teşekkürler Süer Gökmen…

 13- Geriye dönüp baktığında başarı diyebildiklerin neler? Yani başarıyı nasıl tanımlarsın?

Bana göre en büyük başarı;  kalıcı bir iz bırakmak, emekli olalı 4 yıl geçmesine rağmen hala aranıyor olmak, meslektaşlarım ve üst düzey yöneticilerim tarafından hatırlanmaktır.

Devlet-sektör iş birliğinin oluşturulmasında yaşadığınız sıkıntıları anımsamak ve bugün gelinen noktayı görmek. Hayata geçirdiğiniz önemli payelerin hala devam ettiğini görmek ve hala sitayişle bahsedildiğini duymak, eserlerinizi izlemek ve büyüdüğünü görmek herhalde en büyük kazanımlardır. Başlattığınız projelerin, yeniliklerinin genişleyerek devam ettiğini görmek yani yaptıklarınızın sürdürülebilir olması, işte en büyük başarı budur diyebilirim.

14- Güçlü kadın olmanın kaybettirdikleri var mı?

“Güçlü Kadın” olmak zor aslında. Duygularınızın olduğu, anne, eş olmanız, sevinçleriniz, üzüntüleriniz yok sayılıyor. Bir sohbet toplantısında çok iyi yaptığımın söylendiği yemeklerin tarifi vermeye başladım. Gruptan bir anda hayret sesleri yükseldi. “Ne oldu?” dedim, “Siz yemek yapmayı biliyor musunuz?” dediler.

Güçlü görünen kadın olmanın algısı böyle oluyor maalesef. Hep sizden bekleniyor, herkes içini döküp dertleşiyor, sıkıntısını paylaşıyor, çözüm bekliyor ve siz güçlü olduğunuz kadar yalnızsınız da.

 15. İhmal ettiğini düşündüğün, kaçırdım dediğin?

İhmal duygusunu yalnızca çocuklarımda yaşadım. Onları ihmal ettiğim duygusu hep içimi kemiren bir duygu oldu ama bugün geldikleri noktaya baktığımda kendime haksızlık ettiğimi  düşünüyorum.

 16- Seni mutlu eden, dinlendiren nedir?

Beni en çok mutlu eden şeyler; kızlarımın güler yüzü, evimde bulduğum huzur, çiçeklerin açması, dostlarım ve işimde hedeflediğim noktaya ulaşmak.

 17- Bundan sonraki hayallerin?

Sorumluluğunu üstlendiğim kurumu hedeflediğim yere taşımak, kızlarımın yuva kurarak ve çalışan ev hanımı ve anne olmalarını izlemek, nihai olarak da eşimle Ayvalık’ta sana komşu olmak. Çok şey mi istiyorum?

Çok teşekkürler canım benim. Keşke daha çok şeyler isteseydin, kendin için. Bir kez de olsa:) Ayvalık’ta seni bekliyor olacağım. Ama ben çok yaşlanmadan gel emi 🙂

patİka’n hep açık olsun…

01.03.2012

Bu yazı patİKamda rastladığım ve hayran olduklarımla söyleşiler... kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir