Memleketimden İnsan Manzaraları…!


Geçtiğimiz yıl emeklilik arefemde “acaba girişimcilik konusunda bir patİKa ‘ya mı başlasam? “ diye düşündüğüm zamanlarda, Elif’le yollarımız kesişti.

Nilüfer Belediyesi ile KOSGEB yeni girişimci adayları için eğitim programı açmışlardı. Çok yoğun başvurulardan, eğitim alacak sınırlı sayıdaki kursiyerleri mülakatla seçtiklerinde ben de Elif ‘le sınıf arkadaşı olma fırsatı yakalamıştım.

Ne mutlu bana ! Genellikle hep benden küçükler sınıf arkadaşım olurdu ama kızım yaşında, yani benden 25 yaş küçüklerle sınıf arkadaşı olmamıştım hiç. Derslerden çok, gençlerin başardıkları, hayalleri ,çabaları beni mutlu etmişti.

Elif o günlerde ilk kez duyduğum blog yazarlığını uzun süredir yapıyor, hatta internet gazeteciliği konusunda yol almıştı. Politik Akademi adlı internet gazetesinde yazıyordu, kendine ait “Sesler ve Renkler” adlı blog’u vardı. Uludağ Üniversitesi Uluslar arası İlişkiler Bölümü son sınıf öğrencisiydi.Ve şimdi mezun.. Çok güzel hedefleri var… Gelecekte kendisini çok önemli projelerde , görevlerde göreceğimizden eminim.

Ekteki yazısından anlayacağınız gibi  çok başarılı gözlemci, yazar,sosyolog…

Blog ‘umda olması, beni geleceğe dair de umutlandırdığından, onunla gurur duyduğumu haykırmama neden olacak…

 

Bu sene Leylek’i havada gördüğümdenmidir bilinmez, Türkiye’nin Kuzey’inden Güney’ine Doğu’ sundan Batısı’na gitme ve ülkemin dört köşesini  gözlemleme şansım oldu. Havasıyla, suyuyla, insanıyla kozmopolit olan bir başka ülke var mıdır, başka ülke görmedim ama olduğunu da düşünmüyorum…

Ülkemi seviyorum, insanlarını da… Son yıllarda artık ülkemizden göç yerine ülkemize göçler başladı. Ortadoğu’daki Arap Baharı, diğer ülkelerde geçen sert kışlar v.s. hepsinin etkisinden uzak rahat yaşamak isteyen yabancılar akın eder oldular ülkemize. Gelsinler tabi biz severiz yabancı milletini, kendi insanımızdan çok onlara sarılırız!

Yaşanılası bu ülkenin her mevsiminde aynı anda kışı ve yazı yaşamak mümkün… Ülkenin her yerinde yetiştirilen her türlü sebze ve meyveye, et ve süt ürünlerine ulaşabiliyor, tüketebiliyoruz, üstelik tarım ve hayvancılığın artık ülkemizde yeteri kadar önemsenmediği bir zamanda…!

Ülkemin insanlarına gelince  işte onlar her yönüyle bambaşka. En sağ görüşlüsünden  en soluna, en çıkarcısından, en safına, en uç noktalarda  zenginininden fakirine, en dincisinden en ateistine, entelinden- dantelinden, metroseksüelinden, köylüsüne kadar bir arada yaşayabilen kozmopolit bir ülke burası.

‘Kurallar bozulmak içindir’ ilkesini hayat felsefesi edinmiş, haftasonlarını kapalı alışveriş merkezlerinde heba eden, sadece tüketmeye endeksli, düşünmeyen, araştırmayan, ’sadece ben bilirim’ci insanların olduğu bir başka ülke var mıdır?

Birde aceleci tavrımızı da eklemek lazım, nereye yetişiyorsak artık! Genelden biraz özele inmek lazım, daha somut veriler  bizi tanımak için yeter…

Misal uçağa bindiniz veya otobüse hiçfarketmez, mevsim kış ,kabanlarınız atkınız, bereniz, kalabalıksınız belli bir an önce onlardan kurtulmak istiyor ve yerinize oturmak istiyorsunuz, bir de bagajda yer kapma yarışı da cabası, haklısınız diyecek bir lafım yok, sırayla uçağa bindiğinizde önce yerinize oturup sonra üstünüzü başınızı çıkartıp üst bagajlara yerleştirmek en kolay yol iken, sıra ilerlemeye çalışırken bagajlara yüklenerek, kuyruğu uzatıp zaman kaybı yaşatan insanlar hayranım sizlere! Üstelik sürekli tekrarlanan anonslara rağmen… Bize konuşmuyor güzel diksiyonlu kız, havaya söylüyor havaya, çünkü biz her şeyin en doğrusunu biliriz!

Trafikte bir araba, arabanın içinde sevimli çekirdek bir aile gözüme çarpıyor, birazdan gelebilecek tehlikeden habersiz sıkışık trafikte mutlu mesut ilerliyorlar. 5 yaşında ön koltukta çocuk (emniyet kemeri takılı değil-baba kemerini takmış mı ki çocuk taksın!), arkada anne ve yanında 4 aylık çocuk(çocuk koltuğu yok), sürücü baba(kemeri takılı değil) ancak kaza yaptıklarında yaşarlarsa akılları başlarına gelecek!

Her daim kavgaya meyilli, Polat gibi gezen, ona buna caka satan, eli silah tutamaz  genç erkeklerimiz de var tabi. Gücü sadece sessiz eşine, kızına yetebilen dayak tutkunu milli güreşçilerimiz…!

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, başkası aç gezsin tok gezsin, ülke batsın çıksın umrumuz mu, yarını düşünerek yaşamak yerine günü kurtarmanın ne kötü tarafı var öyle değil mi!

Bir de biz mesleğe göre insan ayırır, insan kayırırız, kıyafetleriyle karşılar, kıyafetleriyle uğurlarız! , Boşanmak moda nasıl olsa, kimsenin kaprisini çekemeyiz biz, hayatımızı yaşarız, doğalı tercih etmek yerine otoks botos, solaryum yaptırana ıslık çalarız, bir de takma cırtlak boyalı saç iştesanaTürkiye güzeli!

Hiç mi artılarımız yok var elbet, artık hayvancağızları da düşünüyoruz, o da evin içinde yani 4 duvar arasında  hayvan beslemek moda olduğundan! Bahçeli evimizde kedimizin köpeğimizin kulübesi olsa ne ala!  E kedi köpek maması da pahalı, restaurantların artıklarını çöpe atmak yerine evcil hayvanlarımıza götürüyoruz, onlar için sokakta yürüyor, dernekler açıyoruz e bu da bir şey!

Düşünce bağnazlığı bence en tehlikeli olanı, kendimizi kaptırdığımız yerde onların esiri olmaktan kurtulamayız! Başkalarının düşüncelerine saygı duymak yerine onları etiketleyip hayatımızdan uzaklaştırmak en kolay yolu. Çözüm üretmek yerine sorun çıkarmak, ağzı olup konuşana itaat etmek sorgusuzca en gerici olanı, bunlardan da bizde çok merak etmeyin…!

Gelenek göreneklerimiz var tabi bizi biz yapan. Birçoğumuzun üfleyerek puflayarak bahsettiği şu anenenelerimiz… Çok abartılmadığı müddetçe bence olması gereken şeyler. İnanın bir toplumun kültürünü gelenek ve görenekleri oluşturur ve birbirine sıkısıkıya bağlayan, kenetleyende onlardır.

Türkiye’de giderek azalsa da zamana inat yaşamaya devam ediyor örf ve adetlerimiz. Kız istemezleriz, kına gecelerimiz (Bindallı,kına), nişan, düğün törenlerimiz olmazsa olmazlarımızdır. Varsın böyle olmaya devam etsinler. Kimse şikayet etmesin abartılmadığı sürece, böyle günlerde kimseyi mutlu edemezsiniz o ayrı. Özel günlerde insanların yakınlarını ağırlaması, yedirip içirmesi, eğlendirmesi kadar daha başka güzel bir şey var mıdır? Ancak böyle toplum olduğumuzu anlayabiliyoruz, gitgide sanallaşan dünyamızda…!

Elif Akın

04.03.2012

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir