8 Mart Kadınlar Gününün “En Yenilikçi Kadını” nı Seçtim…


Bence Bursa’nın ilk özel üniversitesi, 25 yıl önce açılmıştı. 

Liseden mezun olduğunuz yılı düşünün. Ailenizin maddi sıkıntılar nedeniyle sizi üniversiteye gönderemediğini veya tek başına bir kız çocuğu olarak şehir dışına gitmenize müsaade olmadığını, tercihin sizden yana değil, muhafazakar dünya görüşünden yana yapıldığını, ya da sizin kendinizin o yaşlarda, üniversiteden başka bir şeyleri tercih ettiğinizi, önceliğinizin üniversite sınavlarına hazırlık olmadığını. Hatta bu yolda başarılı da olduğunuzu, başından ayrılamadığınız bir işiniz olduğunu, bir kamu kuruluşunda ya da bankada kariyer yaptığınızı.

Velhasıl, bir biçimde “üniversite hayatı” denen dönemi, bir şekilde ıskaladığınızı.

Sonra bir başka kapı açıyor hayat size, döne döne getirdiği tehditler ve fırsatlar arasında, bir gün yine ÖSYM sınavında buluyorsunuz kendinizi. Sonuç kağıdını elinize alıp okuyorsunuz: “Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Sistemi ile Kamu Yönetimi Bölümüne yerleştiniz” yazıyor.

Yine de bir burukluk, kaçırılan başka zamanlar, başka mekanlar, başka hayatlar hatırlanınca.

Ama sonra sevinç. Açıkta kalmadınız, konu komşuya “kamu yönetimini” kazandım diyebilirsiz. Çalıştığınız kamu kurumunda müdür olmaya biraz daha yaklaştınız. Kız istemeye giderken “üniversite mezunuyum” demekten çekinmeyeceksiniz. Ailenize yük olmayacaksınız.Aile şirketinizde hem deneyim kazanıp, hem “üniversite mezunuyum” diyebileceksiniz.

Memleketimde üniversite okumuş olmak, diploma sahibi olmanın çok ötesinde anlamlarla yüklüdür.

Sosyal statüye, itibara, hatta zekaya, akla dair tüm sosyal duruşun ifadesi, “üniversite mezunu olmak” sıfatında bulur kendini.

Aslında “bir şey oluyor”  o lise sonrası okul yaşantısında. O yüzden üniversite eğitimi yerine “üniversite hayatı” demeyi tercih ediyorum. Çünkü dersler ve sınavlarla örülü eğitim sürecinin yanında, topyekün bir hayat deneyimidir o dönem ve illa ki bir fark yaratır insanda.

Bir kimlik meselesidir üniversite eğitimi, bir özgüven kaynağı, toplumsal arenada bir duruş, bir yer sahipliği, hatta meydan okuyuş.

Teyzemi hatırladım böyle düşününce. Daha doğrusu eşimin teyzesini, bizim deyimimizle Teyzeannem’izi. Hayatımda çok önemli yeri var O’nun. Cumhurbaşkanı, vali eşlerine elbiseler dikmiş, Bursa’nın seçkin ailelerine gelinlikler hazırlamış, yanında kırk öğrenciyi aynı anda yetiştirmiş, o dönemde şehrin en meşhur terzisiydi rahmetli. Beni arkadaşlarına tanıtırken, “üç üniversite diplomalı kızım” diye takdim ederdi. Önemliydi onun için çünkü bu sıfat, değerliydi. Halbuki kendi başarıları okulla ilişkili değildi ve okumadan da çok tanınmış, para kazanmıştı. Terzilik öğretsin diye Bursa’nın çok varlıklı ve tanınmış aileleri çocuklarını O’na emanet etmek için araya adam koyarlarmış.O kadar yani. Ama üniversite mezunu olmak  başka bir şey diyordu, “o başka bir şey”.

Peki ya üniversiteye aslında hiç geç kalmadıysanız? Her daim emrinize amade ise bir nevi kampüs hayatı? Üniversiteden sınıf arkadaşlığı? Yine vizeler, finaller ,hem hayatınızda , hem dilinizde? Kep töreniniz de var üstelik?

Mucizevi mi geldi?

Sabah fakülteye gider gibi açık öğretim sistemine göre eğitim veren” İLK UMUT AÇIK ÖĞRETİM  MERKEZİ” ne gidiyorsunuz o zaman. Üniversiteden farksız. Örgün eğitim kurumlarının tüm imkanları var. Sınıfları, hocaları, ödevleri, sınavları,kantinde o tadına doyulmaz çayı,tostu,sohbetleri… Hatta mezuniyet töreni bile. Kep atıp, fotoğraf çektirip albümünüze koyabilir, akraba-i talukata gösterebilirsiniz. Üstelik isterseniz gündüz çalışıp, gece ve hafta sonu “okul”unuza gidebilirsiniz. Hem okul, hem iş deneyimi ile fark yaratamayacağınızı kim iddia edebilir? Diplomanızda da sadece “Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Mezunu” dur yazacak. Yani “açık öğretiminden mezundur” ibaresi olmayacak.

Bu kurumun ÖZEL ÜNİVERSİTE’den farkı nedir peki?

Bu nedenle, yirmi beş yıl önce İlk Umut adıyla eğitim sektörüne giren, sonra Açıkça Eğitim Kurumları’ nı kuran ve bugün yaklaşık yedi bin sekiz yüz öğrenciyi üniversite mezunu yapmış olan sevgili Dilek Kaya ve eşini tebrik ediyorum.

Dilek bence, Bursa’ nın ilk özel üniversitesini daha o yıllarda kurmuştu.Her ne kadar o zamanlar adı kurs/merkez olsa da. Zaten özel üniversite kurma izni yoktu ki hiç kimsenin.

Bir sistemdi, yeni bir iş modeliydi onun gerçekleştirdiği.

Okulun kıymetini daha iyi bilen, eğitimin anlamını kavramış, daha azimli, birbirine bağlı öğrenci ve mezunlarıyla, birçok üniversiteye göre çok daha samimi ve sadık bir kitleye sahip şu anda. Facebook’taki sayfasında yer alan resim ve yorumları okuyunca nasıl ayakları yerden kesilmiyor şaşırıyorum. Ben öğrencilerinin (!) yorumlarını okurken hemen ağlayıverdim, yine. O ne muhteşem duygudur kimbilir!

Ayrıca mali müşavirlik kursları ile üç yüz civarında serbest muhasebeci ve mali müşavir ile bağımsız denetçi, sektöre kazandırılmış durumda. Bu konuda da İLK. 2007 yılından bu yana KPSS için hazırlık kursları düzenlenmekte aynı çatı altında. Halkla ilişkiler ve tanıtım kursları ile de hizmet portföyü genişlemeye devam etmekte…

Her yıl farklı bölüm ve sınıflardan 650-700 civarında öğrenci umut ve başarıyla bu aileye katılmaya devam ediyor.

Birçok öğretmene, idareci ve hizmet verene de iş imkanları sunulmakta.

O’ndan bu çalışma biçimini öğrenen, Bursa ve başka illerde aynı iş modelini uygulayan birçok girişimciye rol model olmuş, iş modeli yaratılmış.

Öğrencilerinin önemli bölümü, hem uzaktan eğitim sistemine göre eğitim alan hem de kendi işinde veya devlet dairelerinde, bankalarda ve özel sektör kuruluşlarında çalışan kişilerden oluşmakta. Birçok öğrenci, mezun olduktan sonra çalıştıkları işlerde yükselmiş, çalışmayan öğrencileri daha kolay iş bulmuşlar.

Şehir’de yaklaşık beş yüz serbest muhasebeci ve mali müşavir, lisans düzeyinde ve SMMM Staj Başlatma Yeterlilik Sınavları öncesinde Açıkça Eğitim Kurumları’nda öğrenim görme olanağı bulmuş.

Öte yandan, Kurucu’sunun hayal ettiği gibi, Kurum’un kadrolarında kendi mezunları yer almakta 1997’den bu yana. Bu Kurum’dan, kendi bünyesinde ve başka illerdeki çeşitli eğitim kurumlarında gençleri yetiştirmeye devam eden onlarca genç eğitimci yetişmekte aynı zamanda.

Hayal ettim ve kendimi O’nun yerine koydum. Ne keyiflidir kimbilir kocaman adamların sana “Hocam” demesi. Hatta mali müşavir, denetçilerin önünde ceket iliklemesi.Kendi işinin patronu ve birçok ülkeye makine, kalıp satan birinin, öğrenciniz olması …Muhteşem olmalı.

Dilek’i ilk tanıdığımda çok etkilenmiştim. Çok iyi bir dinleyicidir mesela. Öğretmenler genellikle konuşmayı alışkanlık haline getirmiş ve dinlemeyi unutmuş olurlar. Ama Dilek öğretmen, bu paradigmanızı hemen yıkar. Mütevazidir, çok mütevazi. Sohbet sırasında yaptığı espriler, yorumlar ve tespitleri ile zihnindeki zeka kıvılcımlarını hemen hissedersiniz. Mesleğine çok aşık, yirmi beş yıldır hala derslere giren bir öğretmendir O, patron değildir. Ancak yaratıcılığı, yenilikçiliğe yatkınlığı, daha yirmi beş yıl öncesinden ortaya koyduğu iş modeliyle tescillenmiştir aynı zamanda…

Bu yıl, her yıl gibi,  8 Mart Dünya Kadınlar  Günü vesilesiyle  birçok dalda “EN BAŞARILI KADINLAR” seçilmekte. Benim Yenilikçilik Kategorisi’nde seçtiğim kişi, Dilek Kaya’dır. Belki de “Topluma Katkı ödülü” vermeliyim O’na. Yeni bir iş modeli çerçevesinde yarattığı bir sektör liderliği O’ nunki. Başka  ilkleri de var üstelik: ilk soru bankası, ilk süreli yayınlar, ilk radyo ve TV eğitim  programları gibi.Birçok sosyal sorumluluk projeler ve destek bursları da…Birçok kahraman yaratmış ve de…Ayrı yazı konusu olabilecek.

Ve O’nu asıl mutlu edenin, her yıl dönem başlarken eksilmeyen heyecan kaynağının, “öğretmenlik” olduğuna inanan Dilek Hanım, eski öğrencilerinin, yenilerinin öğretmeni olmasının hazzıyla, bu sektörde 25.YILINDA…. 

Bu yılın en başarılı yenilikçi kadınını ben seçseydim, O’nu seçerdim.

Blog’umda seçtim bile 🙂

Bu yazı patİKamda rastladığım ve hayran olduklarımla söyleşiler... kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

8 Mart Kadınlar Gününün “En Yenilikçi Kadını” nı Seçtim… için 3 cevap

  1. Dilek KAYA der ki:

    Başarıları tesadüflerle açıklamadım hiç. Büyük başarılar büyük bir bilgi birikimi, birkaç şeyi aynı anda düşünme ve yapabilme, hızlı ve doğru karar alarak kararlı bir şekilde uygulayabilme yeteneğini gerektirir. Sevgili Gülçer, aynı anda birçok şeyi düşünüp, üstelik hepsi için de çözüm üretir. Bunları yaparken de sanki bir şey yapmıyormuş hissi yaratır. Hele ki iyi bir İnsan Kaynakları direktörü olmak ve yıllarca başarıyla sürdürmek olağanüstü bir çabayı gerektirir. (Bence kesinlikle birkaç dublörü var… :))
    Şimdi de zevkle ve çokça yararlanarak okuduğum blogunda hızla yazıyor. Burada sadece adım geçseydi bile bir onur olurdu.
    Açıköğretim sisteminin içinde yer almayan birinden sistemle ilgili bu kadar doğru tespitlere şimdiye dek rastlamadığım gibi, çok da güzel takdir edildim ve bu kez gerçekten ayaklarım yerden kesildi. Beni de çok yüreklendirdin. Son yıllarda kadınlar günü “tek taş”a indirgenmişken, ben en güzel hediyeyi gururla aldım bile. “Bunu hep saklayacağım” demiyeceğim. Keyifle paylaşacağım. Yıllardır odamda asılı duran, öğrencilerimden aldığım “Hayat Üniversitesi Diploması” gibi…

  2. gulcer der ki:

    Sana sürpriz yapmak istedim.
    Empati yaptığımda da “ilaç gibi “gelmiştir diye düşündüm 🙂

    Güzel sözlerin ve övgülerin için de çok teşekkürler. Başarılar tesadüfi olamaz ama arada sırada bizimkine de bir sihirli değnek değse, yol gösterenim olsaydı fena olmazdı. Ama çok güzel insanlarla karşılaştım zorlu patİKa’larımda. Bu da çok çalışmamın ödülüdür diye minnettarım hep.
    Yeni “mihenk taşları” bekliyorum senden.
    Geçmişin geleceğin göstergesi ise, yenilikler, farklı alanlarda başarılar gelecektir, inanıyorum, eminim.
    patİKa’n bulvar olsun 🙂

  3. Seniye der ki:

    Güçler Bloğunda Dilek hanımı da görmek bana da sürpriz oldu. Dilek Hanım bizlerin hem hocası hem arkadaşı gibiydi. Ben de İlkumut dersanesinin öğrencilerinden biriyim.
    inanın bana işten çıkıp, yorgun, yorgun derse girerdim. Ders dinlerken günün yorgunluğunu bizlere unutturup, ders dinlemeye çok çabuk adapte olmamızı sağlayan benim tanıdığım TEK hoca Dilek Hanım dı o kadar güzel ve o kadar akıcı anlatırdı ki dinlememek mümkün değil di.
    Bunu sizlerle paylaşmak istedim.
    Girişimcilik başarısını Gülçer çok güzel yazıya almış zaten 

    Dilek Hanım sevgilerle ….
    Seniye

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir