Alternatif Değil, Tamamlayıcı-1


Aslında bir sağlıkçıyım ben. Hemşirelik ve psikologluk eğitimimden dolayı. Ve tabii bir doktor eşi olmak hasebiyle, modern tıptır kılavuzum. Bu nedenlerle belki, uzak durdum bugüne kadar alternatif tıptan. Alternatif ismi, bilimsel tıbbın yerine geçen bir seçenek gibi sunulur çünkü, ya da benim zihnimde öyle konumlanmıştır hep.

Ceyda’cığım uyardı beni: “alternatif değil adı artık, “tamamlayıcı” tıptan söz ediyoruz” diyerek. Öyle çok şey öğretti ki, umutlandım geleceğe dair.. Öğrendikçe ne kadar az bildiğin hissi uyanır ya, bende de bu oldu sanırım.
Niyetim, baştan karşı çıkmak değil elbette. Bilmediğin bir şeye önyargılı davranmak çok geleneksel,katı bir tavır, bundan mümkün olduğunca sıyrılmak gerek.

Öyle ya elli yıl önce, anne karnındaki bebeğin fotoğrafı çekilebilir veya cep telefonuyla istediğiniz zaman istediğiniz yerden iletişim kurulabilir, tartılar artık hem vücüt ,hem su ve etini ayrı ölçüp gösteriyorlar deselerdi bize , “hadi canım” diye cevap verilirdi değil mi? Bugün bile TV , nano teknoloji konusunda şaşırıp kalmıyormuyuz? Tıp 50 yıl önceki tıp mı?

Gelelim bugüne…
Şimdilerde medyada, basında, sohbetlerde türeyen birçok derde deva önerinin arasında kalmış durumdayız. Konuşulan her şey, deyim yerindeyse, “şifa niyetine”.
Her alanda, sektörde olduğu gibi burada da suistimal edenler, sadece ticari bakanlar, beceriksizler,sahtekarlar ..yokmudur? Vardır elbette.

Sağlık Bakanlığı onaylı değil, Tarım Bakanlığı izni ile satılan birçok ürün devasa bir “şifa piyasası” oluşturmuş durumda. Bitki miyiz, hayvan mı? Bütün bu ürünler, hatta hizmetler nedir? Niye ve kimler tarafından sunulmaktadır? Denetleyici mekanizmaları var mırdır diye sormaz mı insanımız? Bir ihtiyaca cevap veriliyor, işe yarıyor belli ki…

Modern tıbbın derde deva olmayan yönü, psikolojik etkilerinin eksikliğinden kaynaklanıyor bence. Halbuki inanmak, moralini yüksek tutmak, umutlanmak, iyi örnekleri görmek, başaranları dinlemek, tedavinin yarısından fazlasıdır diyor uzmanlar. Modern tıp bir biçimde bu inancı desteklemek konusunda zayıf kalıyor. Bilimsel bir temelde faaliyet göstermek “meşru” kabul edilmenin sorgusuz dayanağını oluşturuyor zaten, tıp camiasına göre.

Oysa bir bitkinin, yöntemin, araç-gerecin kesin, % 100 yüz tedavi edici yanı var diye duyuldu mu bir kez, tedavinin yarısı gerçekleşmiş oluyor zaten, tıbbın görmezden geldiği “inanç” dünyasında. Bundan kim zarar görüyor kim fayda sağlıyor pek belli değil aslında. Bir çeşit kazan –kazan ilişkisi inşa edilmiş gibi görünüyor. Belki plasebo etkisi, belki henüz bizim bilmediğimiz mekanizmalardan biri çalışıyor. Belki yararları kanıtlandı ama yasal olmadığı için açıklanamıyor.

Son zamanlarda alternatif- tamamlayıcı tıp arayışları çoğaldı izlenimi var ise de Sağlık Bakanlığı verilerine göre modern tıbba başvuranların sayısı da artmış görünüyor. Daha sağlıksız bir nesil mi geliyor yoksa daha bilinçli bir nesil mi, onu ayırt edecek bir bilgi ya da araştırma sonucu yok benim elimde.

Ancak yapılan araştırmalar hastalıkların %70’inin psikolojik nedenlerden kaynaklandığını gösteriyor. Kendini yalnız, mutsuz, başarısız hisseden, şehir yaşamının ve çalışma hayatının yükleri ile baş başa kalan insanlar hastalıklarını kendileri yaratıyor, şifasını da kendileri bulmaya çalışıyor belki de.

Doktor doktor gezmiş, memnun kalmamış, şifa bulamamış birçok birey, psikolog ya da psikiyatriste gitse damgalanmaktan korkuyor. Özel sağlık sigortalarının karşılamadığı bu tedavi alanı birçok kişi için çok da masraflı üstelik. Öyle ya çocukluğuna dönüp seni toparlayacağı süre içinde ödeyeceğin bedel, geçecek zaman, başlı başına bir stres kaynağı.

Yaşam koçluğu, kariyer koçluğu, reiki uzmanlığı, NLP uzmanlığı,biyoenerji uzmanı, acmos uzmanı, akupunktur uzmanı, hipnozcu, regresyon uzmanı, aile dizimcisi, biofeedbackçiler, biorezonansçılar…bilmediğim ne çok uzmanlık varmış meğer.

Bu kadar “tamamlayıcı” ürün ve hizmetin bu kadar yaygın biçimde tüketiliyor olması, ortada ne büyük bir ihtiyaç ya da “arayış” olduğunu gösteriyor sanırım. Bu devasa “talep” modern tıp alanını da tetikler, mevcut düsüplinler bu yönde gelişir belki zamanla.

Derdim o değil.

Derdim bugünlerde diş hastalıklarının, göz hastalıklarının bile alt uzmanlıkları varken, işletme mezunu veya makine mühendisi bir kişinin 100-200 saatlik uzaktan-yakından eğitimle bu kadar önemli, karmaşık bir yapı olan insana şifa dağıtmaya talip olacak cesareti ve iddiayı ortaya koyabiliyor olması Ben buna şaşırıyorum.

Hadi diyelim çok ciddi eğitimler aldılar. Denekler de buldular, testler, araştırmalar yaptılar. Kimdir bu eğitimleri veren? Kimdir bu sektörü denetleyen? Sağlık Bakanlığı değil, Tabipler Odası değil, Psikologlar Derneği, Eczacılar Odası değil..
Ya kim?

Bugün ufacık bir metal parça üreten sanayiciye denetim üstüne denetim geliyor. İç denetim, müşteri denetimi, bağımsız denetçi kuruluş, TÜRKAK…
Sonuçta ölçüsü, girdisi- çıktısı belli bir metalden söz ediyoruz. Oysa burada söz konusu olan bütünüyle “İnsan”. Hem akıl, hem inanç hem beden sağlığı ile insan.

Psikoloji bölümünde eğitim aldığım hocalarıma kızsam mı yoksa onları saygıyla mı hatırlasam yeniden, bilemedim.
Aman onu denemeyin, aman böyle yapmayın, şöyle söylemeyin, sakın şuna niyetlenmeyin… Korkutarak, cesaretsiz ve özgüvensiz mi yetiştirdiler acaba bizi? Yoksa bu, tam da mesleğin gerektirdiği hassasiyetin kazandırılması mıydı?

Tekrar vurgulamak isterim ki tamamlayıcı tıbba karşı değilim, tam tersine savunucusu durumundayım.

Ceyda’mın gönderdiği listede meşhur Cleveland hastanesi dahil, 125 hastanede Reiki uygulaması yapılan bölümler olduğunu okudum örneğin. Ama bu eğitimleri veren okulları var. Denetleyen kurumları ve mekanizmaları.

Ben yarın bir yer açsam ve duvarlarına boydan boya, Yale Üniversitesi’nden, University of Michigan Hospital veya New England Hastanesi’nden alınmış taklit, sahte sertifikalar assam, kim hesap soracak, kim, nasıl denetleyecek? Bahsettim bu yerler ve yüzlercesinde resmi, onaylı eğitim programları varmış zaten.
Ben ise üç kez karşılaştım Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK onaylı sahte diplomalarla. Bu kurumlardan alınma sahte belgelerle söz konusu sektöre girmek mümkün olabilir pekala.

Keşke memleketimde de tamamlayıcı tıp eğitimleri, uygulamaları, yetkilendirmeleri yasal zemine otursa da bedensel ve ruhsal sıkıntıları, sorunları olan veya sadece koçluk ihtiyacı duyanlar için güvenilir ve yararlı hizmetler sunulabilse.

Yurtdışında , örneğin Çin de akupunktur eğitimi 4 yıl sürüyormuş, resmi okulları varmış. Ben de faydalanmıştım akupunktur tedavisinden. 6 yıllık fakültelerde bu tamamlayıcı tıp eğitimleri verilirmiş, resmi diplomalı uzman yetiştirilirmiş. Keşke bizde de tanınsa , eğitimi verilse…

Bu konuları önümüzdeki günlerde yazmaya devam edeceğim.

Blog’da yer alan anketlerimin sonuçlarını da çıkarıp, değerlendireceğim. Sizlerden bu konuda destek rica ediyorum.
Tek soruluk ankete cevap vererek bu konudaki görüşlerinizi benimle paylaşırsanız çok sevineceğim. Hem de yazılarımı nesnel bir veriye dayanarak yönlendirme imkanı doğacak.

Sağlıklı, sıhhatli günleriniz olmasını dilerim.

Bu yazı Psikoloji kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Alternatif Değil, Tamamlayıcı-1 için 4 cevap

  1. DERYA der ki:

    bence her şey psikolojik, insanların yardıma ihtiyaçları var,sığınma gibi bir şey bu. Modern yaşamda ylnızlık sanırım…

  2. incinur der ki:

    canım, gerçekten harika bir konuya değinmişsin. Herkes maşallah pek çok alanda uzman, bu ünvanı almak için çalışıp çabalamadan… serbest piyasa, atış serbest… getirisi çok… tespitlerin çok doğru, katılıyorum. 2-3 günde “…ist olunur mu?” belki boşluk, belki çaresizlik…

  3. MuratK der ki:

    Merhaba
    Normal koşullarda yetişen bireyler için hastalıkların %70 i psikolojik nedenlerden kaynaklanıyor olabilir ama günümüzde ne yediğimizi veya içtiğimizi bilmediğimiz bir ortamda bu oran çok yüksek kalır düşüncesindeyim. Bir de üstüne basın ve medya ile yapılan bombardımanı da düşündüğümüz zaman deli olmadan yaşadığımıza şükretmemiz gerekiyor. Mutlu birey, mutlu toplum sağlıklı insan sanıyorum hepsi aynı kapıya çıkıyor. Tamamlayıcı veya alternatif tıp dediğimiz de bence yediğimiz içitiğimiz okuduğumuz veya izlediğimiz tüm bu saçmalıklardan önceki, yani normal koşullar diye tanımlayacağımız durumdaki alışkanlıklarımızı temsil ediyor. Aslında tamamlanan veya alternatif olan bir şey yok, olması gereken o zaten. Aşağıdaki alıntıya bakalım önce;
    “”””Ortadoğu dinlerinde (Musevilik, Hristiyanlık ve İslam) “yaratılış” kelimesi ile kastedilen, Tanrı’nın belirli bir zamanda kendinden tamamen ayrı olarak yoktan var ettiği maddesel dünya/evrendir. Tanrı bu dinlerde, belli bir zamanda “ol” demiştir ve 6 günde dünyayı, güneşi, göğü ve yeri yaratmıştır. Bu sürece ilişkin başka bir ayrıntı verilmez yalnızca Tanrı’nın “ol” emriyle birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü…vs günlerde yarattığı göksel maddelerden, “yerin ve göğün” yaratılışından bahsedilir. Bu üç dinde de bu konuda ortak nokta, yaratılan bütün bu evrenin Tanrı’dan tamamen ayrı olmasıdır, Tanrı yarattığı şeyleri yönetir kontrol eder ancak yarattıklarıyla kendisinin hiçbir ilgisi yoktur, kendisi yarattığı evrenden tamamen ayrıdır.

    Hindu anlayışına göre ise Tanrı her yerdedir ve her şeydir, Tanrı evrendir ama evrenle sınırlı da değildir, evrenin çok ötesindedir ayrıca. (Panenteizm) Tanrı her bir atomun içindedir, Hinduizm’deki ünlü deyiş “Evren ilüzyondur” ifadesinin anlamlarından biri de bununla ilgilidir, aslında evrende Tanrı’dan başka hiçbir şey yok ama ilüzyon,/Maya sonucu maddeyi görüyoruz, algılıyoruz örneğin nasıl ki tırnak makası demirden başka bir şey değilse evren de Tanrı’dan başka bir şey değildir, “tırnak makası” kavramı sadece isimdir, zihinde vardır, demirin dönüşümünden ibarettir gerçek olan onun “demirden başka bir şey” olmamasıdır yanıltıcılık isimlerde ve kavramlardadır aynı şekilde evren de Tanrı’dan başka bir şey değildir ama aynı demirin “evrimleşerek” tırnak makasına dönüşmesi ve demirden başka bir şeye dönüştüğünün düşünülmesi gibi, Tanrı’dan özde hiçbir farkı olmayan Tanrısal enerjiler de evrimleşerek madde dünyasını oluşturmuştur ve ilüzyon sonucu Tanrı’dan başka bir şey olduğu düşünülmektedir, buna bağlı olarak da bu ilüzyondan etkilenen zihin yanılgıya düşer. Evrendeki hiçbir şey Tanrısız değildir, her şeyde Tanrı vardır, Tanrı olmayan bir şey kısır bir kadının çocuğu gibi bir “hiçlik”ten öteye gidemez. Dolayısıyla Hinduizm’deki “yaratılış” kavramı ortadoğu dinlerindekinden oldukça farklıdır.””””
    Bizim tıp bakışımız aynı tanrı inancı gibi dışarıdan bir hap veya müdahale ile tedavi olmak, alternatif tıpta ise herşeyi bizi de içine alan evren/tabiat/tanrı ne derseniz deyin onunla tedavi olmak var.

  4. Şengül der ki:

    Gülcer hanım gerçekten harika bir konuya değinmişsin. Tebrik ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir