Fark Yaratanlar Ağlattı…


Hem ağladık, hem alkışladık O’nu.
Hayranlıkla, suçlulukla…
Bin civarındaki kişiyle.
Kadını ve erkeği ile.. salon alkışlardan inledi.
Bursa Kalder’in bu yılki sempozyumunun konusu “Fark yaratanlar- Fark atanlar” idi.

Ben sadece annesini alkışladım ve gözyaşlarım annesinin gözyaşlarıyla yarıştı.
Salya sümük aktı gitti…

O kadar farklı şeyler , o kadar karışık/tezat düşünce ve duygular geçti ki aklımdan…
Kendim için de ağladım,çocuklarım için de…

O ise sadece sakince oturdu, kalk dediklerinde kalktı ve etrafını , anlamadığını ve etkilenmediğini belli eder şekilde izledi.
Sanki salon başka boyutta ,O ise başka bir boyuttaydı.

Senin ayaklarının yerden kesileceği Güzin Abraş ‘ın övgü dolu sözlerinden, Güz Yapım’ın hazırladığı muhteşem filmlerdeki görüntülerden o hiç anlamadı, etkilenmedi.
Huzurluydu ve anne, babasının yanında güvenliydi,güvendeydi.

O, salondaki herkesten farklıydı.Benzerlerine de fark atmıştı,fark yaratmıştı.

Bedensel görüntüsüyle, yaşıyla , duruşuyla , hayat hikayesiyle…ve Dünya Olimpiyat şampiyonluğu, milli sporcumuz oluşu ile.

Özeldi O.

Yılmaz Özdil’in odasında fotoğrafından kocaman posteri olan ve Sn.Özdil’in köşe yazısında bahsettiği, kahramanıydı O.

Kendisini bundan 12-13 yıl önce tanımıştım. Bursa’nın çok meşhur bir özel okulunda.

Ana okulunda öğrenciydi ama orada sadece 1 yıl kalabildi .O da, kardeşlerinin hatırına. İki kardeşi ve O aynı okulda öğrenciydiler.

Ama bugün onu alkışlayan veliler onu orada istemediler. Çocukları rahatsız oluyor diye.

Özel okul ya bu da, anneden, bir sonraki yıl kaydını almalarını istedi.
O okulda sadece normal ve normal üstüler okuyabilirdi.

Annesini düşündüm. Siz de bir ara düşünsenize?

Parasını vererek okuttuğu çocuklarının üçünden biri ,dışlanmıştı.

Ve bugün O, onlarca madalyası ile Türk bayrağı ve İstiklal marşımızı Dünya Olumpiyatlarında öne çıkaran biri.
20 yaşında.
Down sendromlu.
Özel ve farklı biri.

Adı: Durducan Nevruz.

Başarı onun başarısı değil kanımca. Annesine ne kadar madalya verseler fazlasını hak ettiğinden eminim. Yılın değil bir ömrün annesidir O , kanımca.
Ne kadar çok emek, gözyaşı, para, zaman..verildiğini tahmin bile edemezsiniz bence.

Bugün mutlular mıdır sizce?

Ben olsaydım eğer, öfkeli olurdum, yorgun düşerdim,diğer çocuklarımı ihmal edip etmediğimi sorgulardım, büyük ihtimalle pes ederdim.…

Ama onların huzurlu oldukları kesin.
Vicdanları da rahat.
Birçok down sendromlu için rol model,umut ışığıdırlar.
Gururlulardır.
Allah’larına şükrediyorlardır……

Ya siz?

14.04.2012

Bu yazı Genel, Günlük kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Fark Yaratanlar Ağlattı… için 4 cevap

  1. guzin abraş der ki:

    Profesyonel başarı hikayelerinin dışında anlatılacak çok önemli başarı hikayeleri var. Bunlardan biri de Durducan’ın hikayesi….
    Sempozyumun oturum filminin blogunda olması çok gururlandırdı beni…
    Senin anlatımında farklı detaylar var…..
    Tamamlayıcı ve her zamanki gibi arka planını sorgulayıcı…
    Ayrıca empatiye davet ediyor…..
    Bizleri ayrıca düşündürttüğün için teşekkürler….

  2. incinur der ki:

    Çok özel bir yazı, ellerine, yüreğine sağlık…..
    Zaman zaman düşünüyorum Allahıma şükrediyorum. Bana bu çok özel çocukların okulunun müdürlük görevini nasip etti diye… çünkü yakın çevremde, ailemde, okulumda… bu özel çocuklardan yoktu, onlarla hiç tanışmamıştım…dolayısıyla “böyle bir hayatın da var olduğunu” 2008 ocak ayından bu yana biliyor, ben “böyle bir yaşamın kapılarını” çevreme açıp farkındalık yaratıyorum.
    Onlar aramızda, onlarda herşeyden önce birey… ben 5 yıldır kendi şubemde 100 e yakın çocuğu tanıdım, aileleri ile tek tek görüştüm. Mücadelelerini, azimlerini ya da zaman zaman düştükleri sıkıntıları… her özel birey ayrı bir film, ayrı bir hikaye…
    Ancak şu var ki onlar öyle güzel şeyler öğretiyorlar bizlere… içleri neyse dışları o. tertemiz kalpler, kin-nefret-öfke yok, yalansız-dolansız… bazen göz teması kurmaları, kaşığı tutmaları gibi çok basit gibi görülen kazanımları aile ve bizler için büyük başarı…onlar bizlerle +1….
    Onlar hepimizin çocukları… lütfen onlara el verin, hepsi birer kanatsız melek…
    Onlar bizlerin desteği bu hayata tutunuyor…
    onları çok seviyorum….

  3. inci der ki:

    Durducan Nevruz ‘u tüm içtenliğimle yürekten alkışlıyor, kutluyorum. Daha doğrusu ; Onun bugünlere gelmesinde emeği geçen ailesini vede herkesi , hatta özel okuldan Durducanın uzaklaştırmasına neden olan velileri de kutluyorum. Belki de onun bugünlere gelmesinde en çok daha payları vardır. Bunu antipati toplamak için yazmadım; asla ayırımcı yanım yoktur ve insanları çok severim , kimseyi incitmeyi de sevmem. Fakat ortada bir gerçek var ; Normal davranışlı bireyler ve down sendromulu bireyler hatta bu örneğe hiperaktifleri de katabiliriz. Sadece çocukluk devrelerinde yani eğitimlerinin daha ilk başlarında bir arada olmamaları gerekir . İki taraf içinde kötü etkilenme olacağı görüşündeyim. Şöyle ki; mütamadiyen heavy metal müzikte dinleyen biriyle aynı ortamda kalma mecburiyetinde olduğunuzu , ne kadar kalabilirsiniz; kalabildiğinizi düşünün ya işitme duyunuzu kaybederseniz.Bu müzik türünü sevenlerinden başına gelebilecek bir risk aslında ama onlar bu riski seve seve gözê alırlar. Bunun örneklerini çoğaltabiliriz de. Down sendromlu çocuklar için de özel eğitim okullarında okumalıdır. Çünkü onlar için bilgi birinci planda gelemez. öncelikle davranış eğitimi vs. aldıktan özel olarak ilgilenildikten sonra bilgi aşamasına gelinmeli görüşündeyim. Onlar’a yalnızca bu eğitim kurumları faydalı olabilir. Diğer normal çocuklarımıza gelince de ; aileleri ve eğitimcileri tarafından doğuştan rahatsız olan akranlarına doğal davranmaları konusunda eğitmeleri gerekmektedir. Ne olursa olsun, hiç kimsenin dışlanmasının doğru olmadığını öğretmelidirler. Şimdi aklıma geldi yazamadan geçemeyeceğim. Normal davranışlı çocuklar arasında bile bir kötü etkileşim olmaktadır. İlk okul birinci sınıfdaydım. İlk okumayı sökenlerden. o zamanlar , kurdele takılır ve ağacın yüksek dallarından başlanarak resimlerimiz asılırdı. Öğretmenimiz diğer arkadaşlarında okumayı öğrenmesini bekleyerek uzun bir zaman sonra bana kurdele takıp; ağacın en tepesine resmimi asmıştı. Bu bende tahmin edemeyeceğiniz kadar kötü duygular yaşamama neden olmuştu. Çocukluk işte ama halen o duyguları bir an da olsa yaşıyorum. Aslında bugün için çok basit bir mesele. Büyüyünce anlıyorsunuz. İnsan değeri , bir insanın her durumda ne çok emek harcanarak yetiştirildiğini bilen biri olduğumu belirtmek isterim. Konuyu dağıtmadan… Bir anne olsaydım ; empati yaparsam ; iki evlat sahibi olup vede birisin de down sendromlu olduğunu var sayıyorum. tabi ki; çok derin bir keder içinde olurdum. Onun için çok endişelenirdim. Ama ikisinin de sevgisi eşit olurdu kalbimde. Fakat ; biraz daha fazla hasta olanla zaman geçirirdim. Bu süreyi de diğer sağlıklı olanın bana ihtiyaç duymadığı zamanlara denk getirmeye çalışırdım. İkisinin de hayatta başarılı olması mutluluğum olurdu. İkisinin de eğitim alanları ayrı olurdu ama diğer çocuğuma da ; kardeşine nasıl davranması gerektiğini öğreterek; onu anlamasını sağlayarak. Mutlak bu durumda işim çok zor olurdu ama ikisinin de ruh sağlığını korumamam gerek diye düşünürdüm. Belki down sendromlu evlat okullar bitiremeyecek o zaman da yeteneğini keşfederek yönlendirirdim. Herşeyden önce topluma yararlı birisi olmasını sağlamaya çalışırdım. Bu iki evlat içinde eşit derecede geçerli. Önce eğitim , daha sonra bilgi basamakları. İnsan olarak her durumda ruh sağlımızı korumak vede bu şekilde mutlu olarak yaşamdan keyif almanın yollarını bulmalıyız. Yoksa hangi okuda okuduğumuz önemli değil bence. Yetişkin dönemizde de
    artık her çeşit insanlarla yaşamayı ve yaşamlara saygı duymayı öğrendiğmizden ; kolu olmayan , gözleri görmeyen yada down sendromlu bireylerle eşit bir şekilde yaşayabiliriz.

  4. Nihal GOKER der ki:

    Sevgili Gulcer ile birlikte agladik Durducanin fark yaratma surecini izlerken. Sempozyumda farkettim ki tum anne ve babalarin gozu yasli.. Hepimiz yuregimizde hissettik annesinin gozyasindan suzulen yasanmisliklarini ve zorlu mucadelesini… Ve sorgulatti bize kendimizi..

    Ama Gulcer kelimelere doktu, orada olmayanlara da o ani yasatti yazdiklariyla..

    Ayri bir fark yaratma surecinde Gulcercim, can dostum. Hayatinin bu doneminde yine uretiyor, yine paylasiyor, yine katma deger yaratiyor. O sanki tek basina calisan bir” Sivil Toplum Orgutu”! Yillarca biriktirdiklerini o kadar akici ve guzel ifade edebiliyorki, en buyuk hayallerinden olan yazarliga dusundugunden cok daha hizli bir gecis yapacak. Burada da ciddi bir emek var.
    O hep gozler, dinler, anlar, empati de yapar ustelik, anlatilan neyse onu adeta yasar sizinle. Bunlarida kaleme dokme konusunda basarisini hayret ve mutlulukla izliyorum..

    Yakinda AVM lerdeki kitapcilarda en cok satanlarda, imza gunlerinde goreceksiniz onu, sakin sasirmayin..

    O hep uretme telasinda iken, yazilarini zevkle ve keyifle okumakta bize kalacak.. Yollarimiza isik sacacak..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir