Almanya da Terapideydim


Çocuk olsaydım , diye düşündüm dün, ama hemen vazgeçtim.
Gençliğimden de…
Geriye dönüp baktığımda en güzel dönemim bugünüm dedim, belki o zamanlarda da o dönemlerim için demişimdir.
Ama bugün de, bugünümden eminim.

Bir olayı hatırladım nedense bugün… Hiç aklımda yokken…

17 ağustos 1999 depremi sonrası, Bolu depremini Almanya da tedavide iken yaşamıştık.
Oradaki terapi sürecimizdeki uygulamalardan biri geldi aklıma.

Gözlerimizi kapatıp gevşemiş durumda iken psikolog’umuzun sorularını düşünüp, cevaplıyorduk içimizden.
Kendi kendimize.

Soru hep aynı idi; “bugün sizin için sorun olan, sıkıntı olan, içinden çıkamadığınız bir durum veya konuyu yöneltin yaşamınızın her evresindeki SİZE? Sorun o halinize : “sen olsaydın bu sorununla nasıl baş ederdin, nasıl çözerdin, nasıl davranırdın ” diye…

İlk doğduğunuz günü hayal edin,sonra anaokulu yıllarınızı, peşinden ilk ergenlik halinizi, sonrasında gençlik, lise mezuniyet döneminizi, uzanın evlilik öncenize, ya ilk anne/baba oluşunuzdaki zamanda,yetişkin/olgunken siz, ve emeklisiniz artık, sonunda da 100 yaşında bir bilge…

Ne cevap verdi tüm bu dönemlerdeki SİZ, SİZE?

Aynı sorun karşısında , her döneminizde farklı çözümler bulduğunuzu, tercih ettiğinizi görüyor, anlıyorsunuz bu uygulamada.

Kişi aynı, sorun aynı ama bir haliniz umursamaz, biri kavgacı,biri işbirlikçi, diğeri sabırlı…

Aslında ne kadar değiştiğinizi görüyor ve farklı yöntemlerle de sorunu çözebiliyor ya da sizi etkilemesini önleyebiliyorsunuz.

Siz de deneyiniz…

Keşke o zamanki tüm duygu ve düşüncelerimi kayıt altına alsaymışım. Çok kızıyorum kendime. Ama bizlerin önceliği başka , durumu normal değildi ki…

17 ağustos Marmara depreminden sonra Türk Psikologlar Derneği olarak depremzedelerle çok çalıştık. Psiko-sosyal destek vermek adına.
Örgütlü, görev paylaşımlı, dönüşümlü, alanda, sahada, periferde…
Bildiklerimizi uyguladık, bilmediklerimizi öğrendik aktardık, bazılarını içgüdüsel yaşadık…

Çok üzüldük, öfkelendik, çok yorulduk, yıprandık.
Bizlerin de beden ve ruh sağlığı hasar gördü tabii ki…
Tam tükenme aşamasına geldiğimizde bir haberle sevindik. Alman Psikiyatrist ve Psikologları derneklerinden davet gelmişti. Onbeş günlük rehabilitasyon ve terapi süreci , işbirliği için.

Türkiye’nin birçok bölgesinden depremde yoğun çalışmış bir grupla Almanya nın Bad Dürkheim kasabasına gittik. Kaplıcaları ile ünlü ve her türlü hastalıkları için kurulmuş binaları olan bir bölge idi burası. Tedavi bölgesi yani.

O onbeş günün son iki günü kabustu ama öncesi de pek keyifli sayılmazdı.

Görev bilinciyle ertelediğimiz, örttüğümüz, yok saydığımız tüm duygularımız aynı anda ayaklanmıştı. Öfkeliydik, kırgındık, üzgündük,korkuyorduk..

Almanların birlikte yemek yedikten sonra bile herkesin kendi hesabını ödediğine şaşan bizler bu “alman hesabının” altındaki bit yeniğini sonradan fark edip öfkemiz kabarmıştı ama, onlardan çok Sabah gazetesine olan öfkemi hiç unutamam,o gazeteyi hala okumadığım gibi ,gördüğümde bile midem bulanır, kusasım gelir.
Bizler gerçekten çok travmatik durumda idik. Ağlama nöbetlerimiz, öfke nöbetlerimiz, reflekslerimiz .. hepsi berbattı.

Aklımız memleketimizde ve her gün devam eden tedavi sürecinde bir yandan da basınımızdan haberleri okuyorduk. Sabah gazetesinin “depremzedelerin parasıyla Almanya’da tatildeler” ve Bursa’nın kalbur üstü insanları depremden nemalandılar” benzeri başlıklarıyla altüst oluşumuzu tahmin edemezsiniz.Telefonlar, fakslarla gerçeği anlattık ama nafile…

Alman uzmanlar ise hem bize destek verme çabasında hem de böyle bir durumda kendi meslektaşları neler yaşarı öğrenme çabasındalardı daha çok. Bizler denek idik yani. Amerikan yardımı gibi bir şeydi bu.Ona da öfkelendik, her şeye olduğu gibi…

13.günümüzde Bolu depremiyle sarsıldık. Bolu’lu hekim ve psikolog arkadaşlarımızın paniklerini yaşadık. Birisi evinin yıkıldığını gördü televizyondan. Tek yürek olduk hemen. Kendimizi unutuverdik. Telefonlar herkesin elinde ama ne kadarı bizden gizlenmeden ortada bilemiyoruz. Dönmek istiyoruz, uçaklarda yer bulamıyoruz…

Neyse … Bir gün öncesine yer ayarlandı da Yeşilköy hava alanına iniş yaptık. Sabah gazetesi muhabiri mikrofonunu burnuma dayayıp “utanmıyor musunuz bir de yeşil pasaportla ..” demez mi? İnsanın katil olmasının pamuk ipliğine bağlı ve çok da mümkün olduğunu ilk kez o zaman anladım.

Bu durumda ne yapmalı?

Döndüm hemen yeni öğrendiğim o uygulamaya…
Bilge halim” niye gerçeği bildiğiniz halde böyle yapıyorsunuz” dediğinde, muhabirimizin cevabı ” gerçeğinin haber değeri yok da ondan” dedi.

Çocuk halim “tükür yüzüne” derken, bilge halim “Allah’ a havale et” deyiverdi.
İyi ki ergenliğime denk gelmedi o muhabir.

Bazen çocuk olmak çok işe yarıyor.

23.04.2012

Bu yazı Günlük, Psikoloji kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Almanya da Terapideydim için 5 cevap

  1. guzin abraş der ki:

    Bu paylaşımdan çok ama çok etkilendim….

  2. canan topsakal der ki:

    gülçer tatlım sen mi kaleme aldın

  3. Arife KOMAN der ki:

    Canım benim,
    Güzel ülkemin çirkin insanlarının örselediği yüreği, ne güzel onarmış, biz dostlarını da onaracak sevgi gücü koymuşsun oraya.
    Payaşımların yaşamıma hep bir şeyler katıyor. “KAŞIKÇI ELMASI” yüreği sevgiyle öpüyorum.
    Arife KOMAN

  4. canan topsakal der ki:

    Eline ve aklına sağlık arkadaşım ; akıllı insanların ehil sözlerine ihtiyaç duyulan bir dönemde, yazdıklarını çocuklarımızın okumasını nasıl sağlayacağız diye düşünüyorum. Çok akıcı yazmışsın, gerçek bir duygu bu kadar hissettirilerek zor anlatılabilir.Yazım gücün çok iyi. Devamını beklemek hakkımız yazman da boynunun borcudur artık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir