Emekli


Emekli olunca ya hastaneye ya kabristana , derlerdi eskiden.
Hakkaten de , özellikle erkeklerde duyardık bu kehanetin gerçekleştiğini.
Bende de benzer durumlar oldu. Önce hastane yoluna düştümdü. Dur bakalım diğer gidişat nasıl olacak diye sorgular bulmuştum kendimi.

İşimle evli olanlardan değildim, çok çalışmayı sevsem de. Ailem ve sosyal çevrem de bir o kadar vazgeçilmezdi, dengeliyordum yani.

Çalışma hayatımın son iki yılını emekliğe hazırlık dönemi olarak öngörüp, işimdeki sorumluluğumu azaltmış, gençleri yerime yetiştirmeye özen göstermiş, yetkilerimin çoğunu devretmiştim.Yöneticiliğin , planlama, koordine etme ve denetleme rollerinden yürütme olanını yapmaz olmuştum.. Planlamayı da kısmi üstlenmiştim. Denetleme devam ediyordu.Maaşı hak etmek gerek.

Sahip olmayanı ister ya insan, varolan durumunun tersini. Ben de aynısını istedim.
Çok kalabalık, gürültülü, zamanın hızla aktığı, planlamanın olmadığı bir yaşamdı özlemim. Büyükşehirin stresindense , balıkçı kasabasının huzurunu hayal etmiştim.

Çocuklukta iyi bir okul için çırpınılır, kazanınca ondan sıkılır, iyi bir iş arzulanır. İyi bir iş sahibi olunca şikayet şikayet üstüne, huzurlu, keyifli bir emeklilik hayal edilir.
Bende de öyle oldu tabi.

Emekli olmaya karar verdiğimi açıkladığımda ,duyanlar inanamadılar,alay bile ettiler. Patronum “mantı açmayı öğrenip, su böreğini pişirin , çağırın bizi” derdi, caydırmak için. Kiminle paylaşsam “mümkün değil, sen emekli olamazsın, depresyona girersin, çalışmadan yapamazsın..” benzeri cümleler duyardım. Bir tek kişi bile bunun olacağına inanmadı. Hatta bu kadar çok kişi yanılamaz, ben hasta mıyım acaba, diye bile sordumdu kendi kendime.

İnanmadıklarından dolayı emeklilik öncesi prova fırsatı da tanıdı patronlarım. Mayıstan ağustosa kadar izinliydim. Çok keyfili geçince , emeklilik kesinleşmiş oldu. Hayal kırıklığı yaşattım birçoklarına. Şaşırttığım söylendi.Ben de kendime şaşırdım.

İlkbahar, yaz, son bahar ve kış süperdi.
Yeni bir döngüye başladım bu dönemde. Yine bahar ve sonrası…
Var mıydı değişiklikler?
Evet var.
Kimde yok ki?
İyisiyle kötüsüyle, sıradanıyla olağanüstüsüyle, monotonuyla…

Tüm koşullarım bir önceki döneme göre çok daha iyi aslında. Konforum da yerinde, aile ilişkilerim de. Ölüm, hastalık, kavga, küslük yok etrafımdaki hiç kimsede. Büyüklerimiz de çocuklarımız da bize yük değil, zenginlik sadece. Sevdiklerimiz de çok, sevenim,iz de. Maddi , manevi yönden eksiğimiz yok çok şükür. Tüm hayallerimizi gerçekleştirmiş, gerçekleştirmekteyiz aslında.Artık her günüm özlenilen hafta sonları gibi, beklenilen yıllık izin , bayram gibi.

Ama bir şeyler var sanki, hala eksik…

Bu yıllar insanın en verimli dönemleri aslında. Ama bu konuda yazılan çizilen pek makale yok. Aynen üstün zekalı ve yetenekliler için olmadığı gibi , memleketimde ziyan olan birikimler, yetenekleri düşünür oldum.
Gençliğin umudunun ve üretiminin yanında, emekliliğin sürekli tüketilen veya kullanılamayan birikimleri…

Bunları düşünüp , kaleme almalıyım sanırım.

Yurt dışı kaynaklarından okuduğumuzda bize saçma gelen şeylerin aslında birçok kişi için ihtiyaç olduğunu fark ediyorum mesela.

Yabancı sermayeli şirketlerde emekliliğe hazırlık programları varmış diye duyardık. Güvenlik ihtiyacı, aidiyet ihtiyacını karşıladığı söylenirdi, motivasyonu ve verimliliği arttırdığı aktarılırdı.

Ne eğitimi, diye geçiyor insanın aklından. Daha iyi şartlara, koşullara, ortamlara, durumlara..geçiyorsun. Ne gerek var?
Meğer öyle değilmiş.
Yaşayarak öğreniyor insan.

Halbuki ben , kendimi sürekli sorgulayan ve tanıdığımı düşünmeme rağmen meğer ne kadar çok ayrıntıyı göz ardı etmişim.
Uluslarası ilaç şirketlerinde ticari müdürlük yapmış çok değerli komşum var. Emekliliğinde Ayvalık’a yerleşmiş. Onunla da sohbetimizde bunlar bir bir dökülüyor ortaya.Zihniyet farkları başta.

Çalıştığın dönemde muhatap olduğun kişilerin yetkinlikleriyle, şimdi taşındığın bölgede görüştüklerininkiler arasında dağlar kadar fark var.
Yaşam, değerler, iş disiplini ve beklentilerinden o kadar farklı ki yeni yaşam.
Paranı verip alabileceğini, yaptırtacağını sandığın şeyler için öyle bir hizmet, ürün bulamıyorsun bir kere.
Aynı dili konuştuğun insan o kadar az ki.
Çalışma temponun hızından göremediğin birçok ayrıntının artık gözüne batar olduğunu fark ediyorsun.
Sadece keyif değil , medeniyet de , sosyal yaşam da istiyorsun.

Hem coğrafi bölgen, hem kültürel ortamın, hem aile yaşamın değişiyor aslında.

Stres ölçek/testlerinde, stres yaratan dönemler olarak evlilik, emeklilik, göç,ölüm en yüksek puanlı olanlar mesela. Ama insan çalışırken emekliliğin neden yüksek puan aldığını anlamıyor, aynen mutlu evlilik arifesinde olduğunda evlilik puanını anlamadığı gibi.

Sosyal bir varlıksın ve ihtiyaçların var… Belediyeye, hastaneye, postaneye, bahçıvana.. işin düşüyor. Hemen kıyaslıyorsun büyükşehirdekilerle.

Onlar sana acıyor, sen onlara kızıyorsun mesela.
Burada işini titiz yapanlara “kıl” deniyor, sen onlara “ tembel, beceriksiz “ diyorsun.
Onlar çok çalışanlara acıyarak bakıp, “vah” diye kahroluyorken, sen onlara “bu dünyaya sadece keyif almaya mı geldiniz” diye öfkeleniyorsun…

Emeklilerin psikolojik durumları, sendrom ve sorunlarını araştırıp, inceleyip, önlem alayım diyorum ama çok az olan araştırma ve kaynakta sadece statü/ güç kaybından, işsizliğin getirdiği boş zamandan, gelir düzeyinin düşmesinden kaynaklanan bütçe yönetimi sıkıntısından, depresyondan bahsediliyor. Benim yaşadıklarım ise bunlar değil.

Meslekler insanın kişiliğini kesin etkiliyor.

Her kazanç aslında bir şeyin kaybıdır ya, bakalım benim kayıplarım ne…onu arayacağım.
Kazandığının bedelini ödedin,bu yeni dönemde kaybettiklerinin hangi yükünü alıp götürdüğünü bul, diyorum kendime.
Yapılan her şeyin bir getirisi ve götürüsü olduğuna göre , şimdi de olmalı ama dimi?

İşin püf noktası galiba kendimi yaşlı olarak hissetmemem. Yaşlandığımı hissetsem , günlerim az kaldı diye doyasıya tadını çıkarırdım herhalde. Üretmeden tüketerek, değiştirmeye uğraşmadan ve değişmeyerek, eleştirmeden ve sorgulamadan, varolana uyum sağlamak.

Ama ben iş’ten emekli oldum, hayattan değil.
24.05.2012

Bu yazı İnsan Kaynakları, Psikoloji kategorisine gönderilmiş ve , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Emekli için 5 cevap

  1. guzin abraş der ki:

    geliyor geliyorrrrr Gülçer geliyorrr…… ve ülkemde yeni ilklere imza atmaya hazırlanıyor…….

    • gulcer der ki:

      Sen var ya, sen… Yazdıklarımı değil, içimi/beynimi/ kalbimi okuyorsun. Sanki şeffaf, saydamım >3

  2. Dinçer YILMAZ der ki:

    Merhaba.
    Sana bir soru ile emeklilik testi yapayım. Bakalım emekliliğe adapte olmuş musun.
    Benim çevremdeki emeklilerde dikkatimi çeken en önemli özellik herşeyin bir saatinin olması. Kahvaltı, öğle yemeği akşam yemeği, yatma, kalkma, pazara gitme, çay-kahve saati vb. her şey çok detaylı planlanır ve dakik yapılır. Gecikmeler veya değişiklikler rahatsızlık yaratır. Sen ne durumdasın?
    Hafta sonu görüşmek üzere Sevgiler. Dinçer.

    • gulcer der ki:

      Sınavından kaldım…itiraf ediyorum. Hala adapte olamadım sanırım. Veya hala sıyrılamadım bir önceki hayatın etkisinden.. Tam tersini yapıyorum herşeyin. Kuralsız, plansız,düzensiz, öteleyerek…rejim,diyet yapmadım ama 1 ayda 5 kg vermişim mesela…Anarşist dönem devam ediyor… Ve sizleri çok özlüyorum… Bekleriz. Sevgiyle …

  3. Sefa Gedik der ki:

    bu emekliliği 65 yaş olması saçma ömrün boyunca çalış sonra işte 2-3 sene emekli ol öl…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir