Kız Lisesi


Haberlere gözünü kulağını kapatmak mı gerekir, yoksa onlardan yola çıkarak hissetmek, düşünmek ve bir şeyler yapabilmek mi bilmiyorum.
Bir şeylerin değişebileceğine dair bir inanç taşımak, yıllar içinde güçleşti, ağırlaştı çünkü. Son zamanlarda okuduklarım beni genellikle üzmekte, sinirlendirmekte ve de…
Yine de görece “eski” bir geleneğe sahip ve Balkan kültürü almış bir kadın olarak ve farklı kültürün etkisinden olsa gerek herhalde, vazgeçmiyorum olup bitenler üzerine düşünmekten, aklıma, vicdanıma aykırı gelenleri yüksek sesle söylemekten.

Yıllarca içinde çalıştığım orta öğretim sistemi ve kurumları da hep ilgimi çeken alanlardan birisidir. Buradaki uygulamaları şekillendiren birçok karar alınıyor, sürekli, farklı düzeylerde. Hepsinin gencecik insanların hayatlarına bir dizi etkisi oluyor aslında. Ancak çoğu kez, tuhaf bir aymazlık, hatta uyuşuklukla karşılıyoruz “çocuklarımıza” dair olan bu kararları üstelik.

Savaş, terör, cinayet.. haberleri arasında gündemde çocuklarımız var aslında pek anlatılmayan, görülmeyen.

Kayıt dönemi başladı yeniden okullarda.Sınav sonuçlarından beklenen hayaller var. Ülkenin büyük çoğunluğu, yeni bir eğitim dönemine hazırlanıyor.

Yaz boz tahtasına dönen okulöncesi yaş kararı, liseye yerleşme düzeni, ve hep gündemde olan üniversite sistemi…

Beklentiler, hayaller, fedakarlıklar, çaba, emek ve binlerce muhteşem öykünün sessizce yazılıp yaşandığı dönemler, orta öğretim yılları bugünkü yazımın konusu.
Ve aslında çok düşünmesek de üzerinde, hepimizin karakterinde önemli izler bırakan ilk deneyimleri yaşadığımız yıllar.
Emek vermeye, sonuç almaya ya da alamamaya dair ilk sınavlar, ilk başarılar, ilk hayal kırıklıkları.
Dostluklar, arkadaşlıklar, kırgınlıklar, barışmalar.
Kişiliğin oluşumu.
Ötekiler içinde can hıraş bir “yer” edinme çabası. Ve illa ki kadınlar, erkekler. İlk duygusal ilişkiler, bir kadının bir erkeği, bir erkeğin bir kadını tanımaya başladığı, birebir yaşanan deneyimlerle ya da arkadaş grupları içinde kendiliğinden şekillenen gözlemlerle biriken en değerli öğrenme zamanları.

Gelin görün ki hangi okula kimlerin kaydolacağına ilişkin, sıradan gibi görünen idari bir karar, bir yığın gencin yaşayacağı hayat tecrübesini kökünden değiştirecek sonuçlar yaratabiliyor. Hayata bırakılacak izleri sil baştan değiştirebiliyor. Basit bir karar ve sonuçları asla hesaplanamaz, bin bir türlü değişik etki, iz, deneyim. Garip değil mi?

Bursa Kız Lisesi’ne bu yıl sadece kızların kaydedileceği belirtiliyordu haberlerde. Hatta gazetecimiz “özüne dönüş” müjdesi vermişti başlığında.

Bu karara dair haber eskilere götürdü beni yine.

Önce,Bursa Kız Lisesi’nin tam karşısında olan evimizden Lise’nin görüntüleri canlandı gözümde . Sonra eşimin ve kayınvalidemin eskilere, yani sadece kızların okuduğu dönemlere ait anlattıkları. Kapalı ve yasaklarla çevrili duvarların ardından bakarak, “kadın” olarak yaşayacakları hayata hazırlanan kızlara dair traji- komik hikayeler…

Sonra kendi lise dönemime döndüm. Liseyi dört yıl yatılı olarak okumuştum, yine bir kız okulunda. Bütünüyle kızlardan oluşan bir okuldan bir kadın kimliğiyle çıkmaya çalışmanın ne kadar bunaltıcı olduğunu hatırladım.

Kimliğin ve varlığın “öteki” yarısının hiç olmadığı bir dünyada, bir “bütün” olmak ne kadar mümkün olabilirdi ki?
Muhabbetler, espriler, şakalar, korkular, meraklar, heyecanlar, “olmayana” dairdir.
Ve sonuç, çoğunlukla kadınlık ve erkekliğe dair rollerde bir türlü normalleşememek olur. Ya öteki tarafla hiç mesafe kalmaz, ilişkiler, duygular tutunamaz, hep kırılır dökülür ya da karşı cinsle iletişim kuramayan aşırı muhafazakar kadınlar çıkar ortaya.Ya çekicidir, ya korkulandır “öteki”.

Baştan eksiktir çünkü her şey, zaman o eksikliği doldurmaya yetmez çoğu kez, birçoğunda.

Yine lise yıllarımı hatırladığımda, duygusal tepkilerin, hormonların en dorukta olduğu yıllarda baskılanan duyguların patlamalarına dair öyküler geliveriyor gözlerimin önüne. Buna bir de kırsaldan büyük şehre gelmiş, bağlarından iyice koparılmış, yalnızlaşmış ruhların sancısı eklemlendiğinde, öyküler çoğu kez acımasızlaşır hatta ağırlaşır.
Bazılarımız hiçbir biçimde bir adamı hayatına katmayı başaramaz. Bazılarımız daha lisedeyken evlenir, aslında “ne” yaptığını hiç bilmeden. Hatta hiç evlenmeyecek diye bakılan ben bile,bu nedenle midir bilmem, üniversite birinci sınıfta evleniverdim. Boşananlar olur, yalnızlıkla başa çıkamayanlar, yeniden başlayamayanlar.

Bu sonuçların ne kadarı sadece kızlardan oluşan bir okulda okumakla açıklanabilir bilmiyorum. Psikologlar, sosyologlar açısından cazip bir araştırma konusudur bence bu ilişkiler. Ancak gözümün önünde yaşananlardan, hatta kendi yaşadığım hayattan biliyorum ki, ilk gençlik yıllarında kadınların kadınlarla, erkeklerin erkeklerle büyümeleri “marazlı” bir durumdur.

Bunların üzerine, Bulgaristan’da geçen çocukluğuma, ortaokul yıllarıma gittim birden.
Ders aralarındaki kısa teneffüslerde çalan müzikleri, kızlı erkekli horon tepişimizi hatırladım. Yazları tarlada bedavaya mısır toplayan sınıfların, bunun bedeli olarak düzenlenen dans partisindeki eğlencelerini. Yaz kamplarında, bütün gün bedava çalışmaya karşılık, yorulmak nedir bilmeyen bedenlerin erkekli kızlı akşam muhabbetlerini. Her yaz mutlaka gidilen tatil kamplarındaki çadır veya barakaların kızlı erkekli ayrılışını ama sükunetini, keyifli dinginliğini.

Saldırının, tacizin ya da zarar verici herhangi bir ilişkinin yaşandığına dair hiçbir öykünün olmayışını hatırladım.Köyümde ne zina, ne evlilik dışı ilişki, ne kötü yola düşen kızlar,ne de reşit olmayanların evliliği ,ne ensest,aile içi şiddet..oldu.Türkiye de öğrendim bunları. Cinselliğe dair normal dışı bir örnek olmaması yasaklamanın olmayışıyla bağlantılı olabilir mi sizce?

Yasak ve eksiklik merak uyandırmaktadır çünkü.
Tepki doğurmaktadır.
Kuralları çiğneme dürtüsü yaratmaktadır, mesafeleri tümden bulanıklaştırarak. Cezbetmektedir ama sonuçlarına dair hiçbir fikri oluşturma deneyimine bile fırsat bırakmayarak. Boşluk, yapay olarak dolmaktadır velhasıl. Gerçekten yaşanmadan, yavaşça bilinip, öğrenilmeden.
Normalleşmeden…

Siyasi bir kararın insana, topluma olan etkisini ne zaman düşünecekler acaba?
09.08.2012

Bu yazı Günlük kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kız Lisesi için 1 cevap

  1. Mevhibe Mehtap der ki:

    Sevgili Gülçer,

    Bursa Kız Lisesinde 1980 – 1983 dönemini yatılı okuyanlardan biriyim. Hele son sene ayda bir evci çıkanlardandım. Okulun çevresinde oturanlar bizim pencerelerimize bakarken, biz de okulun penceresinden evleri gözlerdik ve evimizde olmayı isterdik. Yazdıkların çok doğru. Kadın ve erkek olmaktan yana insan olarak yaratılmanın önemini bilmek gerekiyor. Ama maalesef insan olmayı bilmeden cinsiyet ayrımcılığını öğretmeyi pek bir seviyoruz. Eline, aklına sağlık. Benim o günlerde yazdığım bir kaç şiirim var. Bir gün paylaşırım. Bu fotoğrafta bizim dönemden. Tanıdık simalar var. Sevgiyle kal

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir