Güç


Doğduğum ülkede, gizli gizli okuduklarımızdan veya büyüklerimizin anlattıklarından Türkiye yi dünyanın en büyük gücü sanırdım çocukluğumda , gençliğimde.
Özlem vardı, hayallerimizi süslerdi anavatanımız.. Her bilinmeyen ve özlenilen gibi değerine paha biçilemezdi.

Bulgarların, ne yapacaksınız orada, karınlarını doyurmak için ot ile beslenip, kız kaçıyorlarmış, sözlerini iftira olarak alır, daha da çok bağlanırdık anavatanımıza.

Gerçi uzun yıllarca göç isteyip , hep bunun için hazırlanmamıza rağmen Türkiye bizi almaz ve “iç politikaları” derdi ama o hep en güzel yerde idi.
Öyle ya 500 yıllık Osmanlı imparatorluğunun gücüydü bildiğimiz. Bulgarların tarihlerinde yer alan.

Sınırı geçmemizle birlikte ilk izlenimlerimiz hoş değildi ama hemen akla uygun hale getirecek gerekçeler oluşturmuştuk. Kapıkule sınır kapısındaki muamelelerde, aşağılanmalarda, misafirhane denen açık salonlardaki yataklarının hali, tuvaletler ve çorba bile denemeyecek kötü ikramlarda bile hemen hayal kırıklığına uğramadık. Öyle ya bu bir seferberlik gibi idi. Bu kadar kalabalıkla nasıl baş edilirdi dedik, sustuk, yorumda dahi bulunmadık, değil ki şikayet.

Şimdilerde, tren yolculuğumuz boyunca olan izlenimlerden ara ara kareler canlanıyor gözümde. Küçük çocukların yol boyunca el sallayıp bizden gofret, lokum isteyişleri ve vagonlardan savurduklarımızı kapışma mücadeleleri. Hiç böyle bir şey yaşamamıştım ki. Ne istersem alabiliyordum. Birinden bir şey istememe , almama gerek olmamıştı. Okul çantam gofret, çikolata kutularıyla doluydu hep. Yadırgamış, ayıplamıştım. Ama taaa ki yerleşene kadar bunun fakirlikten olacağını kavrayamamıştım.

Sonraki yaşantımda güçlü devlet kavramı zaten alt üst olmuştu. Terörün en zirvede olduğu yıllar. 1978 göçmeniyim . Kaos, boykot, yokluk ve devletin silik olduğu manzaralar.

Karşımda güçlü devlet var, düşüncem ilk kez 1980 yılının 12 eylülünde sabaha karşı belirdi. Asker en tatlı uykumun ortasında başucumdaydı, silahıyla. Korktum mu, hatırlayamıyorum şimdi. Galiba korkmamış, sevinmiştim onları gördüğüm için.
Başucumdaki kitabımı ve kütüphanemizi incelediğini hatırlıyorum.
Çok taze ve o anılarla birlikte olan anım ise, askerin insancıllığı ile ilgili.

Tek odalı bir evdeyiz. Salon ,tek oda ve tuvaletten ibaret küçük bir ev. Bahçesini, tarlasını kaybeden annem,çiçekleri çok sevdiğinden,yatak odamızda da saksımız , çiçeğimiz vardı. Ama gece karbondioksit yayıp oksijenimizi tükettiğini akıl edememiştik.. Odamızı güzelleştirdiğini düşünürken, askerin bilgilendirici anlatışı bizi rahatlatmıştı. Yatak odasında çiçek olmaz. Askerden öğrendiğim ilk dersti.Bunlar , o beklediğimiz devletin askerleriydi.
Devlet değildi güçlü olan, Türk askeriydi sadece.

Eşim subay oğlu. Gözümde o kadar büyük bir yerde ki onlar. Vatan sevgisi, güç, sevgi, insanlık, dürüstlük…onlarla özdeşleşmiş benim zihnimde.
Yaşadıklarımdan, anlatılanlardan öğrendiğim o sık tayinlerdeki sıkıntıların bedeli olarak ordu evlerindeki ucuz çayın dedikodusu daha da çok canımı sıkıyor o nedenle.

Şimdi anlatılanlardan, okuduklarımdan, hissettiklerimden anladığım o ki bu güçlü ve insancıl ordunun üstünde bizim birkaç çapulcu dediğimiz kara güçlerden fazlası var.
Ne hükümetin, ne o anarşist ve teröristlerin gücünün onları durdurmaya yetmeyeceğine inanıyorum.. Bu çok daha karanlık güçler o nedenle uykularımı kaçırıyor.
Ve bilinmeyen, görünmeyen her zamanki gibi beni çok korkutuyor.

04.09.2012

Bu yazı Günlük kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Güç için 1 cevap

  1. nuriye der ki:

    Ne kadar güzel anlatmışsın… Canım benim eline, yüreğine sağlık. Çok sevgiler sana.Nuriye

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir