Elif Akın’ın röportajında: Ben


————————————————————————————————

Çocuğunuzla aynı yıl doğan sınıf arkadaşınız oldu mu hiç? Aynı sırada oturup, aynı sunumları yaptığınız?
Ya hayran oldunuz mu O’na, onlara?
Kıskandınız mı peki?
İçinizden hem gülmek, hem ağlamak geçti mi onları izlerken?
Hayranlıktan ve mutluluktan gözleriniz doldu mu?
Özdeşleştiniz mi peki?
Kayıp yıllarınıza acıdınız mı?
Umutla doldu mu yüreğiniz, geleceğe dair?
Huzurla iç çektiniz mi, onları ülkemdeki en güzel görevlerde hayal ederken?
Ve kendi patİKalarında hızla yol alışlarını izlerken başınız döndü mü?…..

Benim öyle arkadaşlarım var. Kendimden bile sakındığım, nazar değeceğinden korktuğum…
Okan’dan sonra sıra Elif ‘te , sonra Yahya’da…

O’nu tanıyın.Elif 1988 doğumlu. Kızımın doğduğu yılda doğmuş. Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden bu yıl mezun oldu. Sigma Center şirketinde çalışıyor, İnternet gazetecisi, blog yazarı….
Gerisini siz araştırın.

İş’te Kariyer isimli bir bölümü var kendi blog’unda… İkinci konuğu benim:)
ekteki link’ten ulaşabilir ve diğer paylaşımlarını da inceleyebilirsiniz.

(http://www.elifakin.com.tr/?p=422 )

Çok keyifli bir sohbetten ekteki röportaj çıkmış. Ben beğendim 🙂 Bakalım sizler beğenecekmisiniz?
Onunki renkli, fotoğraflarımla bezenmiş…Teşekkürler Elif ‘çiğim.. Yolun, patİKa’n hep açık olsun.Mutlu ol…
Söz ve kalem Elif’te:

Gülçer Yılmaz Aydın ile Kariyer Yolculuğu…

İş’te Kariyer okuyucuları için bu hafta röportajımızı uzun yıllar Coşkunöz Holding İnsan Kaynakları Koordinatörlüğü görevinde bulunmuş Gülçer Yılmaz Aydın ile gerçekleştirdik. Gülçer Yılmaz Aydın ile kariyer yolculuğunu, insan kaynaklarını, iş yaşamını, hayatını ve daha bir çok konuyu ele aldığımız hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Gülçer Hanımı 2011 yılında KOSGEB Girişimcilik Eğitimi’nde tanıma şansı yakalamıştım. Bugün web sayfamda röportajıyla yer almasının onuru ve mutluluğunu yaşıyorum. Kendisine teşekkür eder, Gülçer Yılmaz Aydın kariyer sohbetiyle sizleri baş başa bırakmak isterim…


1- Gülçer Hanım, Bulgaristan/Deliorman’ın köyünden Türkiye’ye uzanan yaşam öykünüzle başlayalım…

15 yaşıma kadar Kuzey Bulgaristan’da köyde idim. Şimdi oraları düşündüğümde ve anlattığımda o zamanki köy ile bizim buradaki şehir arasında ters orantı olduğunu fark ediyorum.
Mesela sinemamız vardı, her hafta 2 filmin oynadığı. Köye opera, bale gösterileri gelirdi. Festivaller düzenlenirdi. Okulumuzun çok sesli korosu ve öğretmen okullarındaki kadar donanımlı laboratuar,atölye,tarlaları, her türlü spora uygun spor salonlarımız , kahvaltı ve öğle yemekleri için okul yemekhanesi ve ayrıca kantini de vardı. Köyde özel odaları olan hamam, diskotek,pastane, kütüphane ve birkaç yataklı hastane bile vardı.

Demem o ki, çok da köy gibi değildi. Yaz ve kış öğrenci tatil kampları, yıllık geziler olurdu. Kışları solaryuma girdiğimizi bile söyleyeyim.
Ortam gelişmemizi destekliyordu yani. Özgür köy ortamı, herkesin birbirini tanıdığı ve sosyal olarak denetlediği ahlaki gelişimin olduğu , eğitim, sağlık fırsatlarının çokluğu bugün ben’i oluşturan temeli attı.

Eğitimci ve psikolog olmama rağmen hala genlerin çok baskın olduğunu düşündüğümü söylemekle başlamalıyım sohbetimize.
Kişilik olarak çok hareketli, konuşkan, meraklı, iletişimi güçlü, öğrenmeye istekli, liderlik yapmaktan keyif alan, alkışlanmaktan, onaylanmaktan hoşlanan bir çocukmuşum, anlatılan ve hatırladıklarımdan anladığım.
Bulgar köy okulunda , anaokul, ilkokul ve ortaokul birlikte idi. Ve ben ilkokul 3.sınıf öğrencisi iken ilköğretimin okul öğrenci başkanı seçilmiştim. Sanırım bu bir fikir verecektir, yapım hakkında. Biraz sivri, belki büyümüş de küçülmüş, hatta belki ukala galiba 🙂

Ama göç , ciddi bir travma tam da ergenlik dönemindeki biri için.

Önce belirsizliklerin, bilinmeyenlerin korkusu. Varlıktan yokluğa. Tanınmışlıktan yeniden başlangıçlara. Kültürel şok. Çocukların çalıştırıldığı, kızların kaçırıldığı, sağlık ve eğitimin paralı olduğu, hırsızlık ve cinayetlerin olduğu bir ülke nasıl korkutmaz ki 15 yaşındaki bir genç kızı. Üstelik bu yaşına kadar bunların tam tersini yaşamışken.

Ortaokul son sınıf yarıda kaldığı için 8. sınıf Bursa Hürriyet ortaokulunda yeniden okundu. Yıl 1978. Sağ-sol olaylarının, boykotların, akşamları sokakların tehlikelerle dolu olduğu yıllar.

2- Meslek hayatınıza hemşirelik ile başlamışsınız, felsefe grubu öğretmenliği yapmış, psikoloji eğitimi almışsınız…Bir değil, birçok mesleğiniz var…

Dahası da var…

Aslında koşullar zorladı biraz.
Herkesin göçe zorlandığı bir anda tüm varlığınızı yol parasına, birkaç aylık geçiminize yetecek paraya satıp, Bursa da yaşamı sürdürmek çok zordu.
Sadece ilkokul 3.sınıfta öğrendiğin Türkçe dersiyle oluşan okuma yazma derecemle 8.sınıftan derece ile mezun olmak da zordu.
O nedenle kısa yoldan meslek sahibi olunmalıydı. Hatta parasız yatılı okul.
Ve sadece iki meslek lisesine başvuru yapıldı. Bilmiyorduk ki başka alternatifleri..
Ticaret lisesi ile hemşirelik liselerinin sınavından gelen olumlu cevaplarla Bursa Tıp Fakültesi Sağlık Koleji’nde 4 yıllık yatılı dönem başladı.

Hayatımın en travmatik dönemlerinden biri daha. Çok şey kazandırıp, kaybettirdikleriyle. Kariyer hayatımın başarıları için bu dönem de çok kritikti bence.
Genç kız olarak televizyonun, gazetenin, bahçenin, hatta balkonun olmadığı apartmandan dönüşmüş okulda,4 yıl, 20 kişilik sobalı yatakhanelerde büyümek ,sabretmek,disipline olmak, hayal kurmak,sorgulamak,… Olgunlaştırdı belki de.

Sonra stajda psikologlara özenip psikolog olmak için üniversiteye başlamak.

“Ya işsiz kalırsam “ kaygısıyla felsefe grubu öğretmenliğini eş zamanlı tamamlamak.
Sonra meslekte iken klinik psikolojinin kişiliğime uygun olmadığına karar verip endüstri psikolojisine ilgi duyup yönelmek ve işletme fakültesinde yönetim ve organizasyon bilim dalında yüksek lisansı tamamlamak.

Lisansta evli, yüksek lisansta 2 çocuklu anneydim.

Aslında kervan yolda düzüldü.

Hemşire olarak, mezuniyetimden sonra 4 ay ve üniversitede iken 2 yaz tatilinde çalıştım. Önce Bursa Tıp Fakültesi Çocuk Kliniğinde , sonra özel hastanelerde sigortasız, mesaisiz.

14 yıla yakın Bursa Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı kurumlarda görev aldım. Rehberlik ve Araştırma Merkezi ‘nde başlayıp , okul müdürlerine eğitim veren kurslarda görevli öğretim görevlisi olarak son buldu. Arada kendi paramızla aldığımız gelişim eğitimleri ile kendi kariyer gelişimimi devam ettirmeye çalıştım.

Özel okullara danışmanlıklarda bulundum, bireysel destek verdiğim kişiler oldu.

Ve çalışma hayatımın son 11 yılı Coşkunöz Holding’ teki insan kaynakları yöneticiliğimle son buldu.

3- Çocukluğunuzda hayal ettiğiniz meslek neydi? Hayallerinizin peşinden mi gittiniz?

Meslek ile ilgili hayallerimi hatırlamıyorum. Ama olmayana sahip olmayı istediğimi, çok gezen biri olmayı hayal ettiğimi hatırlıyorum. Bizim köyde Türkler sadece öğretmen olabilmişti. Tek doktor ve bir ziraat mühendisinin varlığını biliyordum. Yani örnek, rol model yoktu ki.

Lisede de yönlendiren olmadı. Ne aile, ne de bir öğretmenim. Sıraladık herkes gibi, Tıp, dişhekimliği,eczacılık,hukuk ve psikoloji .

Meslek liselerinde sadece ilk yıl fen adında tek ders ve tek matematik vardı. Üniversitede okuma hedefi de yoktu, imkanlar da uygun değildi zaten.

Psikoloji denk geldi. Severek ve hiç zorlanmadan okudum. Üstelik üniversite birinci sınıfta evliydim ve ben İstanbul’da iken eşim Samsun da mecburi hizmette idi. Mekik dokurdum iki il arasında. Yurtta kaldım, kocama evci çıktım.
Ama dersler çok kolay geldi , sanki gündelik hayatı okuyorduk. Başarısız olduğum ders olmadı ,iyi bir ortalamayla da mezun oldum.

Sonradan keşke hukuk okuyup, avukat olsaydım dedim. Avukat olsaydım çok başarılı olacağıma inanıyorum. Kazanmayı severim. İkna etme ve etkileme becerim olduğunu sanıyorum. Analitik bakabildiğimi düşünüyorum. Sosyal ağlarım geniştir. İletişimde iyi olduğumu biliyorum.Bunlar da avukatlıkta işe yarar diye düşündüğüm olmuştu.

4- Üniversite birinci sınıfta evlenmiş, son sınıfta bir çocuğunuz olmuş hem evlilik, hem okul bir yandan da çocuk, zor olmadı mı?

Olmaz mı. Galiba zor olan bağımlılık yapıyor. 🙂
Şimdilerde geriye baktığımda hep birden çok iş, birden çok sorumluluk veya birden çok alanda olmayı sevdiğimi fark ediyorum. Mesela sadece televizyon seyretmem mümkün değil o arada bir şey yapıyor olmalıyım. Aşıktım ve sevgilim doktor olarak mecburi hizmete gidecekti, ailelerimiz Bursa da , ben İstanbul da… O nedenle görüşmemizi geleneklere uygun ve formal hale getirmeliydik. İtirazlara rağmen evlendik.
Risk aldık aslında. Ama çok çok zordu. Kazandırdıkları ve kaybettirdikleri burada da ben’i geliştirdi.
Ama hem evlilik, hem okul, hem çocuk hepsi oldu.

Kaçırdıklarım var tabi. Üniversite yıllarındaki öğrenciliğin heyecanını, keyfini yaşayamadım mesela.

5- Bir yazınızda profesyonel çalışma hayatıma ortaokulda yaz tatilinde gündelik işlere giderek başladım demişsiniz. Erken yaşta kazandığınız tecrübelerin iş hayatınıza etkisi olumlu yönde kuşkusuz. Günümüzde veliler çocuklarına kıyamıyor, onları kurslara gönderip sadece ders çalışsın istiyorlar ne dersiniz, veliler çocuklarına iyilik mi yapıyor?

Gündelik işlere derken tarla işini kastettim . Evlere değildi. Şeftali, elma toplamaya,pancar ayıklamaya, sebze çapalama işlerine, ipekböcekçiliğine…Göç ettiğimiz yıl Kafkas pastanesinin imalathanesinde çalıştım 3-4 ay kadar.Bir yaz da bir tekstil firmasının boyahanesinde 3 vardiyalı işçi olarak çalışmıştım, ortaokul mezuniyetimden sonra.Ne sosyal güvence ,ne iş güvenliği…

Veliler de kıyamıyor, çocuklar da o düzeyde gelişemiyor, onların da öyle bir ihtiyacı olmuyor aslında. En azından şehirlerde gözlemlediğimiz bu. Zaman farklı, yetişme ortamları da , içinde bulundukları sosyal çevreler de…

Kendi çocuklarımın öğrenciliklerinde kısa süre de olsa iş hayatında bulunmasını o kadar çok arzu ettim ki , hatta bundan 5-6 yıl kadar önce onlara rüşvet bile teklif ettim 🙂 Yaz tatilinde üretimde çalışmalarına karşılık aylık 5 bin TL maaş verecektim. Kabul etmediler.

Çalışma yaşamını gören kişilerin hayata bakışı, eğitimi algılayışının değiştiğine eminim.

Yaşadığım bir örnek de komşumuzun oğlu idi. Lise son sınıfa kadar hep en önemli dersleri zayıf olur, bütünleme ile geçerdi. Mezun olunca üniversiteyi kazanamadı ve 3 vardiyalı çalışan işçi olarak işe başladı. Çok etkilendi, çok zorlandı ve o yıl oturdu, üniversiteye hazırlandı. İlk yıl Edirne Tıp Fakültesine yerleşti. Orası da zor geldi çünkü evde de hiçbir sorumluluk üstlenmemişti o yıla kadar. Tekrar sınava girdiğinde Uludağ Tıp Fakültesinde idi. Ailesinin yanında okudu, mezun oldu.
Demem o ki , aslında çocuklarımıza kıyamamak onlara zarar vermektir. Herkesin daha iyisi için potansiyeli vardır ,onu zorlamadan olmuyor.

6- Türkiye’nin ilk 500 büyük şirketi arasında 2 şirketi olan Coşkunöz Holding İnsan Kaynakları ve Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü yapmış biri olarak İnsan Kaynaklarını nasıl tanımlarsınız? Ve hangi yetkinlikleri ararsınız?

İşte şimdi yandın. Bu konu sayfalarca sürer.

Her meslek zordur aslında ama somut üretimin olmadığı meslekler daha da zordur. Üstelik bizimkisi insanla ilgili. Çok daha zoru. Ve üstüne çok tanınmayan, bilinmeyen, henüz gelişmemiş bir meslek de olunca yıpratıcı bence.
Ev hanımlığı gibi. Yaparsan fark edilmez, kendiliğinden oldu sanılır, yapmaz veya eksik, yanlış yaparsan ortalık ayağa kalkar.
İnsan Kaynakları sistemlerini kurmamış ve yönetemeyen şirketlerin kurumsallaşamayacağına, hatta yeterince büyüyemeyeceğine ve daha da iddialısı bir sonraki kuşaklara geçemeyeceğine inananlardanım.
Bu konudaki makalemi www.gulceraydin.com da yazmaya devam ediyorum. Şimdilik insan kaynakları, psikoloji, günlük düşünce ve duygularımı, yolumda birlikte olduğum başarılı kadınlarla röportajlarımı, hatta ucundan siyasi yorumlarımı…
Sonunda bir kitap çıkar mı, bilmiyorum henüz.

13- 2010 yılında Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği ( BUİKAD) ın ı “İş Yaşamında Başarılı Kadın Ödülleri” nin ilkinde, “En Başarılı Kadın Yönetici” ödülü ile taçlandırılmışsınız. Neler hissettiniz?

Neden ben, diye düşündüm önce. Hatta , aday gösterildiğimden haberdar değilken özgeçmişimi istemek için telefon ettiklerinde her zamanki açık sözlülüğümde” ödül alacak olan bellidir zaten, niye beni CV hazırlamak için yoruyorsunuz”, diye de sordum.
Gururlandım çok. Ayaklarım yerden kesildi tabi. Güzel , keyifli…

Jürinin kimlerden oluştuğunu öğrenince daha da gururlanmıştım. Bursa Valiliği, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası,Bursa Sanayi il Müdürlüğü,Uludağ İhracatçı Birlikleri,BUİKAD ,en üst yönetimlerinden oluşmuştu.

14- Çevremizde birçok insanın dilinde Türkiye’de işsizlik var lafıdır gidiyor, ne dersiniz, Türkiye’de işsizlik var mı? Yoksa gençler mi iş beğenmiyor?

Türkiye de tabi ki işsizlik var. İstatistiklerin söylediğinin de üstünde olduğuna inanıyorum.
Diğer taraftan yetkin işgücü eksiği de var. Yanlış planlama, arz-talep uyumsuzluğu da. Ama gençlerde bilinçsiz meslek tercihi çok. Haz odaklı genç ne yazık ki fazla. An’ı düşünenler çoğunlukta. Kolay iş, iyi unvan, çok para için az bedel, emek olmuyor maalesef. Zora gelemeyen, konfor beklentisi olan, hemen ve şimdi isteyenler var ne yazık ki.
Hal böyle olunca işsizlik çok yüksek oranlarda.
Bugünden ve yaşadığımdan, farklı bir örnek vereyim. Komşumun kızı Eskişehir de Çalışma Ekonomisi bölümünde 1 yıl okuyup, Eskişehir’i beğenmediği için İstanbul daki bir özel üniversitenin felsefe bölümünü tercih etti. Aile de kabul etti. Nasıl iş bulacak? Kim suçlanacak , mezun olduğunda? Ben onun adına çok kaygılandım oysa.
Ayrıca ,okulu bitirince iş hazır veya sadece torpille iş bulunur inancını taşıyanlar çok. Kendini zenginleştirmeyen, sınıf arkadaşından farklılaşamayanlar için işsizlik giderek artacak.

15- Son olarak iş’te kariyer okuyucuları için neler söylemek istersiniz?

Mutlu olacağınız yer, ortam, iş, kişileri seçin. Mutluysanız başarı zaten gelecektir.
Eksik yönlerinize değil artılarınıza, güçlü yönlerinize odaklanın, onlara yatırım yapın.
Hedefinize kenetlenin. Ortama göre hedefinizi gözden geçirin. Alternatifleriniz hep olsun.
Duygularınızı, düşüncelerinizi ve bildiklerinizi paylaşın, bu sizi güçlü kılacaktır.
Hayatınızın dengesini oluşturun ,sadece bir tarafın güçlü olması yetmez,denge şarttır. İş-kendiniz ve sosyal çevreniz(aile,arkadaş) dengede olmalı.
İletişiminizi geliştirin.
Geribildirimlerden korkmayın, sizi güçlendirirler.
Farklılaşın.
Çok çalışın.

04.09.2012

Elif Akın ın röportajı
Sesler ve renkler adlı blog
www.elifakın.com

Bu yazı Genel, patİKamda rastladığım ve hayran olduklarımla söyleşiler... kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Elif Akın’ın röportajında: Ben için 3 cevap

  1. Yalçın Civan der ki:

    Öncelikle bu ropörtaj çok hoş olmuş tüm yazılarınız gibi bunuda keyifle okudum,o kadar güzel özetlemişsiniz ki anlatamam.
    Coşkunöz’ deki ilk işe başladığınız günü dün gibi hatırlıyorum, küçük bir odanız vardı size hayırlı olsuna geldiğimiz gün kendi kendime ‘ çok kolay lokma’ demiştim. Ee tabi ki meşhur personel şefimizden sonra..!!! Kavga etmeyi insanlarla sözlü mücadeleyi kaybedeceğimi anladığımda hep çare olarak görürdüm.
    Bbu düşüncelerimde haksız olduğumu ilerleyen günlerde anladım bir bayanla çalışmak kavga edememek beni delirtiyordu her kullandığım kelimeyi seçmeye çalışırdım aman kırılmasın, aman incinmesin sonuçta bayandır diyordum böyle böyle benimde kavgacı çatışmacı yönümü rendelediniz.Alacağınız olsun :))
    Ama şaka bir yana sizinle çok keyifli günler geçirdik hep araştırmacı olmanız bizide araştırmaya dolayısıyla öğrenmeye mecbur bıraktı bu yüzden bizimde donanımımız mükemmel seviyelere ulaştı size bu yüzden sonsuz teşekkür ederim.
    Hayatta umarım hep güzelliklerle karşılaşırsınız.
    Sevgilerimle

    • gulcer der ki:

      Blog’ta gözüm hep “Yorumlar” kısmında… Çok mutlu oluyorum , geribildirimler geldiğinde.. Heyecanlanıyorum resmen… Ama sevgili Yalçın ınkinde coştum, gerçekten.
      Öyle ya.. O sendika baştemsilcisi, ben işveren temsilcisi(şapkalarımdan biri)… Masada çoğu zaman karşılıklı oturuyoruz.Tartışıyoruz, uzlaşıyoruz, küsüyoruz,dayanışıyoruz…
      O, beni ilk gördüğünde “kolay lokma” olarak değerlendirmiş, ben onu gördüğümde “eyvah işim var”diye korkmuştum:)
      Ama çok iyi bir ekip olduk…
      Kavgayı hiç sevmem, kaçarım. O da uzlaşmayı öğrendi benden:)
      Hep müzakerelerle yol aldık…
      Güçlendik, değiştik, başardık..
      İyi ki varsın Yalçın. Seni çok sevdiğimi bilirsin.
      Dobra, dürüst,coşkulu, mücadeleci, öğrenmeye açık, insancıl,aklındaki dilinde… ve çook yakışıklı 🙂
      Allah seni ailene ve Coşkunöz e bağışlasın.
      Selamlar, teşekkürler

  2. Oktay Adalı der ki:

    Karşılıklı itiraflar çok şık olmuş…..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir