10 kasımda Selanik’te


—————————————————————————————————————————————————Bu yıl, komşu ülke Yunanistan yılım oldu sanki.

Önce yelkenli ile pek de bilinmeyen , çok turistik olmayan, göç almayan rumların yaşadığı adaları gezdim.
On kasımda Atatürk’ ün ölüm yıl dönümünde de O’nun doğum yeri olan Selanik’teki evinde olmak istedim.

Niye bu izlenimlerini yazmıyorsun, diye soranlara cevabım, yaşadığımı henüz sindirememiş olmam nedeniyle olabilir ,diyorum.

Öncesinde gezdiğim Simi, Nysiros,Tilos,Rodos, Midilli,Halki deki yaşam kalitesi ile genellikle Türklerin yaşadığı Batı Trakya’ daki yaşam kalitesi arasındaki uçurumu fark ettim mesela.

Rumların yaşadığı bu güzelim yerler, bakımlı, temiz, düzenli,..yaşam refah içinde iken, Türklerin yaşadığı Gümülcine, Kavala,İskeçe,Dedeağaç,Selanik teki yaşam bakımsızlık, düzensizlik, işsizlik ve az gelişmişlik göze çarpıyordu. Kıyasladığım yerlere göre.

Ekonomik kriz Yunanistan’ı değil sanki Türkleri etkilemişti.

Aynen Bulgaristan’ daki Türkler gibi buradaki Türkler de genellikle ya katma değer yaratmayan işlerde çalışıyor, ya destek işleri, hizmet sektörü, inşaatlarda…
Dolayısıyla ilk küçülmelerde en önyargısız bakışla ilk işsizler onlar.
Azınlıkların olduğu bölgelerde sanayi, ticarete yönelik yatırımlar yıllardır yapılmıyor ayrıca.

Bulgaristan ve Yunanistan güya çağdaş ve demokratik ülkeler olduğundan Avrupa Birliği üyesi olmuşlardı ama ben yaşayarak ve burada da gözlemleyerek bunun doğru olmadığını, yani azınlık haklarının çiğnendiğini net olarak söyleyebilirim.
O kadar bariz ki.

Yabancıların Türkiye’deki elçilik binaları ile Yunanistan’ daki Türk elçilik binalarını kıyasladığınızda kızgınlık ve utanç duydum..

Türkiye’deki yabancı ülke elçilik binaları en işlek caddelerde, büyük malikanelerde, yüksek duvarlı, gösterişli. ..iken Selanik’ teki elçiliğimizi gördüğünüzde “neden” demek geçiyor içinizden.

Ülkemin en güzel şehirlerinde, sahillerinde yabancıların sahibi olduğu muhteşem binaların yanında bir asra imzasını atmış, tüm dünyanın “lider” kabul ettiği Mustafa Kemal Atatürk ün doğduğu evin bulunduğu sıkışık sıradan sokağı görmeseniz daha iyi olur bence.
Bari hayallerinizde güzel yerlerde olsun.

İsmi bile hiçbir yerde olmayan, bari evin bulunduğu sokağa ATATÜRK ismi verselerdi diye düşündüğünüz sokak arasında , binaların sıkış tepiş olduğu sıradan bir evin önüne onu araya daha da sıkıştıracak ve caddeden görülmesini engelleyecek elçilik binası dikmişler.

Bugün 1-2 yılda siteler, gökdelenler dikilen zamanda, Ata’mın evinin tam bi rbuçuk yıl sürecek tadilatı nedeniyle ziyarete kapalı olması da çok düşündürücü. Maalesef uzun süre ziyarete kapalı kalacakmış. Bahçesiyle yetindik biz de..

1878 yılında Atatürk’ün babası tarafından alınmış bina 10 kasım 1953 yılında müze olarak düzenlenip, ziyarete açılmış.
Bu döneme göre bile çok büyük, muhteşem bir bina. Anlatılanlardan anladığım o ki, Ali Rıza bey vizyoner ve varlıklı biriymiş.

Bal-Göç etkinliği olarak katıldığım bu ziyaret öncesinde Türk Elçiliği ile yazışılmış, geleceklerin isimleri istenmiş ve programda teyitleşilmişken o sabahki muameleler “acaba başka bir niyet mi var bu yaşadıklarımızda” dedirtti ki görevliler “ tahmin ettiğiniz niyet değil” demek için birbirleriyle yarıştılar.

Öncesinde gelen yüzlerce sivil toplum örgütü üyesi, okul ve belediyelerden sadece ikişer temsilci alınacağı anons edildi. İnsanlar alternatif etkinlik planlamaya niyetlenince kapılar açıldı.

Tam bir kargaşa.

Tören erken başladı ve saygı duruşu ile İstiklal marşımızın okunması gerçekleşti.
Tam 09.05 Ata’mızın ölüm zamanında siren sesi ve saygı duruşu beklendi ama konuşmalar devam ediyordu. İtiraz eden ziyaretçilerin uzun itiraz ve protestoları sonucu ancak saygı duruşuna geçildi, siren çalındı. Bu bile “art niyeti” düşündürdü.

Büyük elçimiz, bacaklarına dolanan iki çocuğunu okşayarak konuşmasını yaparken eski kafalı ben yine bunu da “özensizlik” olarak algıladım.

Görevliler, beklenmeyen ziyaretçi kalabalıklığı karşısında şaşırdıklarını ifade ettiler, organizasyondaki aksaklıklar için “kusurlarına bakmamamızı istediler”.

Orada olmak muhteşemdi.Gözlerim doldu, boğazım düğümlendi,minnetle duamı ettim.
İyi ki oradaydım.
Kasım 2012

Bu yazı Genel, Günlük kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir