Doktora çalışmasında :BEN


YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ VE BAŞARILI YAŞLANMA

Uludağ Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi olan , lisans ve yüksek lisansını ODTÜ ve Ege Üniversştesinde yapan,sevgili meslektaşım Banu Elmastaş Dikeç doktora çalışmasında beni denek olarak kullanmak istediğinde çok sevindim.
Bilime olan sevgim, saygım hayranlık düzeyindedir. Ayrıca ilk kez denek olacağım bir bilimsel çalışmada olmak çok heyecan verici.

Hele ki çok değerli, çok başarılı, Türkiye de iz bırakmış ve kendisinin kurucusu ve başkanı olduğu Lepra Derneğinden 1982 yılında maddi ve manevi ödül alan birisi olarak merhum Türkan Saylan Hoca ile aynı çalışmada olmanın değerine paha biçilemez. Çok gurur verici.

Sevgili Banu, yetişkinlerde başarılı yaşlanma demiş, orta yaşlılık demeyerek kibarlık yapmış 🙂

Genellikle çok bilinen Freud, ve Adler gibi bilim adamlarının kuramlarına göre değil ama psikoloji biliminde önemli katkıları ile literatürde önemli yer tutan değerli bilim adamlarının kuramlarına göre kendimin irdelenmesi çok etkileyici. Herkese nasip olmaz.

Konu, iki orta yetişkinin yaşam öykülerine dayanarak orta yetişkinlikte hangi tür uyum problemleri yaşandığı, hangi başa çıkma mekanizmaları kullanıldığı, ego kimliği ve dünyaya bakış açılarındaki değişiklikleri toplumsal cinsiyet rolleri açısından farklılığı C.Jung, E.Erikson, N.Chodorov ve J. Miller açısından analiz etmek.
Röportaj 2013 yılının ilk günü gerçekleşti…

İşte “ben” li çalışma :

Türkan Saylan’ ın otobiyografisi seçilmesindeki en önemli faktör vefat ettiği yaşlılık dönemine kadar (74 yaşında vefat etmiştir) yetişkinlik döneminde mesleki anlamda oldukça aktif bir yaşantısı olması ve özellikle de bir bayan ve anne olarak da zorlu sayılabilecek dönemler yaşamış olmasıdır. Otobiyografisi için kendisi ile yapılan söyleşilerden, onun adına yazılan “Türkan” adlı kitabından, ve yine kendisinin yazdığı “At Kız” kitabından yararlanılmıştır.

Türkan SAYLAN, 1935 doğumludur. Annesi İsviçreli bir ev hanımı olup, babası ise Türk bir müteahittir. İlkokul eğitiminin ardından, liseyi Kandilli kız lisesinde okumuştur. Daha sonra İstanbul tıp fakültesini bitirmiş ve daha sonra ise uzmanlığını deri ve zührevi hastalıklardan almıştır. Evlenmiş ve iki çocuk sahibi olmuştur. Fakat daha sonra ilerleyen yıllarda eşi ile aralarında fikir ayrılıkları başlamış ve boşanmışlardır. Bir süre iki çocuğunu da alarak İngiltere’ye giden Türkan Saylan burada bir yaşam kurmaya çalışmış ve bir yandan çocukları ile ilgilenirken bir yandan da mesleki kariyerine yönelmiştir. Doktorluğunun henüz başlarında karşılaştığı kadın cüzzam hastalarından oldukça etkilenmiş ve kariyer planlamasını bu konuda ilerletme kararı vermiştir. Hatta cüzzamla savaş için bir dernek ve vakıf kurmuş, çalışmaları ile uluslararası platformda da tanınmıştır. Son 17 yılını kanserle savaşarak geçirmesine karşın hiç yılmamış, çocukları, çok sevdiği mesleğine adamıştır. Çağdaş yaşamı destekleme derneğinin de kurucusu olan Türkan Saylan özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki kız çocuklarının eğitim almasına yönelik çalışmalarda bulunmuş ve binlercesinin eğitim almasına neden olmuştur.

Türkan Saylan’ın otobiyografisinin ayrıntılarına dayanarak yetişkinlikteki uyum problemlerinin neler olduğuna, hangi başa çıkma mekanizmalarını kullandığına, ego kimliği ve dünyaya bakış açısındaki değişikliklere ve toplumsal cinsiyet rollerindeki açısından farklılıklara bakacak olursak;
C.Jung’a göre kişi yetişkinlikte bir dönem kendisini durgun, çökmüş, yetersiz hissedebilir. Ancak bu bunalımdan çıkmanın bir yolunu da bulabilir, kişi kendi iç dünyasına yönelerek yaşamına bir bütünlük ve anlam kazandırabilir. Türkan Saylanın da hayatının yetişkinlik dönemlerine baktığımızda o yıllarda bir yandan mesleki açıdan ilerlemek istemekte, bir yandan ise evliliği iyi gitmemektedir. Çoğu zaman bu iki durum arasında bocaladığı görülmektedir. Eşi kariyer ilerlemesi ve çocukların bakımı vb. konularda yardımcı olmamakta ve bu durumda da Saylan giderek evliliğini, hayatını, çocuklarına karşı anneliğinin yeterliliğini sorgulamaktadır. Ancak her şeye rağmen mesleğinde ilerlemeyi ön plana alarak evliliğini bitirmiş ve elinden geldiğince de çocuklarının herşeyi ile ilgilenmiştir. Bu dönemde çocukları ve çok sevdiği mesleği onun hayatına C. Jung’a göre bütünlük ve anlam kazandırmıştır.
C.Jung’un kuramında yer alan Persona arketipi aslında bizim diğer insanlar tarafından görülen kısmı ya da diğer bir deyişle diğer insanlar karşısında taktığımız maskedir. Türkan Saylan’ın otobiyografisine baktığımızda aslında toplum tarafından görülen tarafı oldukça güçlü bir kadın imajı. Ancak otobiyografisinde kendi ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla özellikle eşinin olumsuz tutumları karşısında bu maskenin altında zaman zaman da zorlandığı dikkat çekiyor.
Persona dışında diğer önemli iki arketipten biri olan animus’a bakıldığında ise bir taraftan da baskın, risk almaktan korkmayan ve inatçı kadın modeli karşımıza çıkmaktadır. Yalnız başına çocukları ile yaklaşık 2 seneliğine İngiltere gitmesi, cüzzamlı kadın hastalarına yardım edebilmek adına her türlü bilgi kaynağına ulaşmak için müthiş çabası vb. görülmektedir.
Yine Jung’un kuramında insanlar içedönük ve dışadönük olarak ayrılmakta ve Saylan aslında zaman zaman içedönük (tuttuğu günlükler de yazdıkları incelendiğinde görülebilir) zaman zaman da dışadönük kişilik özellikleri göstermektedir.

Sonuç olarak; Saylan C. Jung’a göre meslek ve aile hayatı konularında gösterdiği çaba ve kararlılıkla ruhsal enerjisini yeni yollara kanalize etmiş, ve Jung’a göre hayatının ikinci döneminde orta yaşın getirdiği zorlukları başarılı şekilde aşmıştır.

E.Erikson’a göre ise yetişkinlik döneminde kişi yakınlık kurmaya karşı yalıtılmışlık (soyutlanma) ve sonrasında da üretkenliğe karşı durgunluk evresindedir.
O’na göre genç bireyler yetişkinlik dönemine geldiklerinde bir yakınlık kurabilecekleri özel bir ilişki arayışındadırlar. Ancak bu aşamada yakınlık kurmayı başaramayanlar ise duygusal anlamda soyutlanmaya maruz kalırlar. Saylan’ın hayatında da üniversiteye girdiği yıllarda karşılaştığı asistan’a karşı duygusal bir yakınlık olmuş ve zamanla bu yakınlık karşılık bularak evlenmişlerdir. Bu arada
Üretkenliğe karşı durgunluk evresi açısından bakıldığında ise Saylan herzaman üretken tarafta olmuştur. Mesleki açıdan hep hedefleri olmuş, onlara ulaşmak için çok çaba sarfetmiş ve başarmıştır. Birçok cüzzamlı insana yardım etmiş, kız çocuklarının okuması için çok çaba sarfetmiş, dernekler kurmuş, insanları seferber etmiş, kariyerinde profösörlüğe kadar yükselmiş, 429 adet makale yazmıştır. Ayrıca aile yaşantısında da iki çocuk sahibi olması yine üretkenlik açısından önemlidir.
J.B.Miller’ın teorisi kadınların psikolojisini anlamak üzerine kurulmuş bir teori. Kadın – erkek arasındaki farkın aynı zamanda statü veya güç açısından eşitsizlik yarattığı görüşündedir. Ayrıca sınıf ya da ırk farkından çok sadece cinsiyetin etkisinin tek başına erkeklere karşı kadınları olumsuz olarak etkilediğini düşünmektedir. Miller’a göre kadınlar toplumda pasif, itaatkar ve erkeklere göre ikincil roldeler. Çünkü toplum erkeği merkeze almakta. Kadınlar ise yine Mille’a göre bu merkezin çevresinde kalmakta.
Ayrıca Miller’a göre kadınların psikolojik güçlülükleri aslında erkekler tarafından pek algılanmamaktadır. Saylan’ın hayatına baktığımızda ise aslında Miller’ın sözettiği ayrım gençlik yıllarında başlıyor. Saylan’ın babası oldukça otoriter bir baba ve entelektüel düzeyi yüksek olmasına rağmen kızının bir bayan olarak tek başına hareket etmesine çoğu zaman izin vermemiştir. Örn: Türkan hanım lise 3 ‘te iken uluslararası bir kültür kurumunun açtığı dil sınavına girmek için Ankara’ya gitmesi gerektiğinde babası erkek kardeşine de onunla birlikte gitmesi için bilet aldığında çok üzülmüş. Bir erkek mektup arkadaşı edindiğinde (Ali) babasına uzun süre Ali’nin aslında en yakın arkadaşının kuzeni olduğu açıklamasını yapmak zorunda kalmıştır. Bunun en önemli nedeni ise babasının tepkisinden korkmasıdır. Hayatından bir başka örnek, üniversitede arkadaşları ile buluşmaya giderken mutlaka peşine yine erkek kardeşini de takarmış, ya da sınıf arkadaşları ile pikniğe gittiklerinde anne ve babası babasının isteği ile tesadüfmüş gibi Türkan hanımın bulunduğu yerden geçerlermiş. Bunlar dışında Türkan hanım meslek yaşamında üniversitede kalmaya ve ilerlemeye karar vermişken eşinin seçmemesi ve Türkan hanıma sinirlenmesi de Miller’ın sözettiği erkek merkezliliğe örnek verilebilir. Ayrıca Saylan “eşimle aramdaki fark ben herşeye sessizce katlanırken, onun çok asabi olmasıydı. Beni azarlamalarına hiç ses çıkarmadım, hatta zaman zaman beni bağırıp çağırmalarına alıştım” demiştir. Miller’a göre kadının merkezden farlı konumda olması durumu sözkonusudur. Ayrıca Türkan Saylan’ın Cemil bey ile yaptığı ikinci evliliğinde de Cemil bey’in Türkan hanımın etek giymesine ve mayo giymesine müdahale etmesi, eve geliş gidiş saatleri konusunda kontrolü, yemeklerini beğenmemesi de Miller’a göre aslında erkek merkezli bir toplumun göstergesi olarak ele alınabilir.

N. Chodorow’a göre bir kadın için annelik en temel ve evrensel bir sorumluluk. Bir kadın ister çalışsın ister çalışmasın toplumsal bakış açısına göre bir kadının en önemli misyonu çocuk bakmak.
Chodorow’a göre toplum “anneliğin” kadının rolü olduğunu ve bu rolünde toplumsal organizasyonda merkezde yer alan bir rol olduğunu söylemekte. Türkan Saylan’ın otobiyografisine bakıldığında Saylan çocukları ile ilgili kendi söyleminde “çocuklarım benim hayatıma renk, ses ve anlam kattılar. En zor günlerimde eve dönüp onları görmek, onlarla ilgilenmek bana iyi geliyordu, onların gürültü, patırtı, hastalıkları ve her türlü sorunları ile ilgilenmekten hiç gocunmadım” diyor. Aslında annelik rolü ile ilgili bir sorun yaşamıyor Türkan Saylan. Ancak bu annelik rolüne eşinin farklı bakış açısından bakması tartışılabilir. Türkan Saylan yaklaşık 17 yıl süren hastalık döneminde çocuklarının doğumundan sonra sağlık açısından da zorlanınca eşi ona “ evinde oturup çocuğuna baksaydın bu hale gelmezdin; artık evinde otur ve çocuklarınla meşgul ol, ben hasta bir kadına bakmaktan çok sıkıldım artık” diyor. Ancak Türkan Saylan eşinin tüm bu söylemlerine rağmen fakülteyi de bitirip muayenehanesini açıyor. Ayrıca eşinden ayrıldıktan sonra çocuklarını da alıp Londra’ya eğitime ve çalışmaya gidiyor. Onları uzun süre tek başına büyütmek ve her türlü sorunları ile tek başına ilgilenmek zorunda kalmış olması da Chodorow teorisinde kadının annelik rolünde toplumda merkezde olmasını desteklemektedir. Ancak Saylan hem bu rolü hem de kariyer ilerlemesini ön plana alan bir yaşam sürmüştür. Türkan hanım çocukluğunu hatırladığında annesini hep gezmeye, eğlenmeye gitmeyen, yakın dostları sayılı, hayatında öncelik hep çocuklarında olan bir kişi olarak hatırlıyor. Ve kendisinde çocuklarına bunu sağlayamadığını düşünerek suçluluk hissediyor. Bu suçlulukta Chodorow’un toplumun kadına verdiği annelik rolü görüşünü desteklemektedir.


Gülçer Aydın (G.A) çalışma için seçilen ikinci kişidir.

1963 Bulgaristan doğumlu olan Gülçer hanım. ilkokul ve orta okulun ilk iki sınıfını orada okumuş ve daha sonra ailesi ile birlikte Bursa’ya gelmiş.
Ortaokul sonrası Uludağ Üniversitesi’ne bağlı Hemşirelik Meslek Lisesine giden G.A., daha sonra İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünü kazanmış.
Üniversite birinci sınıfta evlenen G.A ilk çocuğunu üniversite son sınıfta doğurmuş. O sıralarda eşi Samsunda doktor olarak mecburi hizmetteyken kendisi İstanbuldaymış. Her iki tarafında aileleri evlenmelerine onay vermemiş, ancak sonradan kabullenmişler.

Üniversiteyi bitirdiğinde Bursa Rehberlik Araştırma Merkezinde işe başlayan G.A. “ o sıralarda İnegöl devlet Hastanesine tayini çıkmasına rağmen, “ ben çocuğum küçük olduğu ve daha çok ilgi istediğii için Bursa merkezdeki işi tercih ettim” diye belirtti. Bu arada bir yandan da bir meslek / teknik lisede endüstri psikolojisi dersleri vermeye başlayan G.A, bu derslere hazırlanırken Endüstri alanına olan yatkınlığını anlamış ve bu alanda yüksek lisans yapmaya karar vermiş. Bu konuda kendi ifadesi şöyle: “o zamanlar araştırdım ama Bursa’da Endüstri alanında yüksek lisans programı yoktu ben de çocuklarım küçük olduğu için başka bir şehre, ülkeye gidemezdim. O yüzden U.Ü İşletme bölümünde Yönetim ve Organizasyon bilim dalında yaptım”.

Yüksek lisansta tez konusu ile ilgili çalışmalar ile endüstri alanına iyice ısınan G.A, Coşkunöz Holding’ten iş teklifi almış ve 14 yıllık memuriyet hayatına son vermiş. Sözü edilen şirkette 11 yıl çok faal olarak çalışmış ve yaptığı yenilikçi projelerle bir çok ilke imzasını atmıştır.

14 yılı memuriyet ve 11 yılı da özel sektör olmak üzere toplam 25 yıllık aktif iş yaşamına son vermiş ve emekliye ayrılmıştır.

Bu arada çeşitli sivil toplum örgütlerinde görev almış ve yerel bir gazetede de köşe yazarlığı yapmıştır. 2010 yılında Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği ( BUİKAD) nin “İş Yaşamında Başarılı Kadın Ödülünü ve yine aynı yıl “En Başarılı Kadın Yönetici” ödülünü almıştır.
Emeklilik sonrası hayali D&R’ larda satılacak bir kitap yazmak olan G.A’nın güncel bir blog sayfası da bulunmakta.

Gülçer Aydın’ın kendisinden alınan öykünün ayrıntılarına dayanarak yetişkinlikteki uyum problemlerinin neler olduğuna, hangi başa çıkma mekanizmalarını kullandığına, ego kimliği ve dünyaya bakış açısındaki değişikliklere ve toplumsal cinsiyet rollerindeki açısından farklılıklar kuramcıların bakış açılarından değerlendirecek olursak;
C.Jung : G.A’nın aslında üniversite 1. Sınıfta evlenmiş olması, üniversite son sınıfta anne olması, mezuniyetin hemen ardından başlayan ve oldukça aktif geçen iş yaşantısı (aynı anda birkaç iş te birden çalışma) düşünüldüğünde kendi ifadesine göre pekte “durgun” ve nispeten Jung’un ifade ettiği gibi “bunalımlı” bir yetişkinlik geçirmemesine neden olmuş. Belki de bunun bir nedeni eşinin tüm konularda O’na destek olması olabilir.

Yetişkinlik dönemlerinde başta eşi olmak üzere özellikle çocukları doğduktan sonra ailesinin de destek olması, mesleki ve aile yaşantısı konularında zorlanmamasına ve hayatının bu döneminin anlam ve bütünlüğünü korunmasına neden olmuş olabilir.

Ayrıca C.Jung’un kuramında yer alan içedönük ve dışadönük kişilik tiplerine göre değerlendirildiğinde G.A’nın kendisinden alınan bilgilerden yola çıkıldığında dışadönük kişilik tipinde olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Animus arketipine göre G.A.’nın da istediğini elde etme konusunda inatçı ve erkek egemen bir iş yaşamı olmasına rağmen baskın ve kararlı bir imajı olduğu görülmektedir.

E.Erikson: O’na göre G.A.’nın yetişkinlik döneminde yakınlık kurmaya karşı yalıtılmışlık (soyutlanma) ve sonrasında da üretkenliğe karşı durgunluk evresine göre değerlendirme yapabiliriz.
Yakınlık kurmaya karşı yalıtılmış evresi aslında G.A’da üniversite 1. Sınıfta evlenmesi göz önüne alındığında Erikson’un sözettiği dönemden biraz daha erken yaşanmıştır. Bu bağlamda herhangi bir soyutlanma ya da yalnız kalmadan söz edilemez.

Benzer şekilde üretkenliğe karşı durgunluk evresi göz önüne alındığında G.A. ‘nın ortaokul sonrasından başlayarak çok farklı iş alanlarında çalışması, sürekli olarak yaptığı işlerde yenilikler peşinde koşması ve kendini geliştirme çabası üretkenlik adına önemlidir. Ayrıca daha üniversite son sınıftayken çocuk sahibi olması da yine üretkenlik açıdan önemlidir.

J. B. Miller: Miller’ın teorisine göre değerlendirme yapılacak olursa aslında Gülçer hanım özellikle özel sektörde çalışmaya başladığında erkek egemenliği olan bir alanda bir kadın olarak mücadele vermiş. Ancak kendisinin ifadesine göre her zaman bir kadın ve bir psikolog olmanın avantajlarını yaşamış. “Erkekler daha matematiksel, rasyonel ve analitik tarzda düşünüyorlardı ama ben biraz da psikolojik alt yapımın da etkisi ile bir kadın olarak onlardan farklı bakıyordum olaylara” diyor. Her zaman iş yerindeki çoğu erkekten farklı olarak duygularını ön planda yaşadığını ama bunu bir zafiyet olarak değil güç olarak gördüğünü ifade etti.
Yine kendi ifadesine göre erkek egemen bir sektörde 5 yıl içerisinde büyük bir holdinin koordinatörlük konumuna kadar yükselmesi aslında Miller’ın sözettiği kadın – erkek arasındaki farkın aynı zamanda statü veya güç açısından eşitsizlik yarattığı görüşünü desteklemez.
Ayrıca yine kendi ifadesine göre erkek egemen bir işyerinde belki de beklenene uygun şekilde hiç “Erkek gibi bir kadın olmadım” diye ifade etmiştir. Bunun bir nedeni olarak G.A. çalıştığı birimi (insan kaynakları ve iletişim koordinatörü) göstermektedir. Elemanlarının % 90’ını kadınların oluşturduğunu ifade eden G.A “eğer başka bir birim de olsaydım belki de aynı durumu yaşamazdım” dedi.

N. Chodorow: Chodorow’a göre annelik bir kadın için çalışsın ya da çalışmasın en temel ve evrensel nitelikte sorumluluğu. Anneliği konusunda aslında G.A. eşi ve ailesinin desteği ile fazlaca bir zorluk yaşamamış. Çok erken denebilecek yaşta anne olmasına rağmen yoğun iş hayatı ile birlikte çocuklarının bakımında ve büyütülmesinde destek almış olması (iki çocuğu ile de yaklaşık 25 yıl aynı bakıcı teyze ilgilenmiş) annelik rolünde fazlaca zorlanmamasına neden olmuştur. İş hayatına ilk başladığı zamanlarda çocuklarının ikisinin de henüz küçük olmaları nedeniyle Bursa ve İnegöl arasında tercih yapmak zorunda kalmış ve Bursa’yı seçmiştir. Bu durum Chodorow’un kuramında sözünü ettiği toplumsal anlamda kadından beklenen annelik rolüne uymaktadır.

Bu arada kendisinin ifadesine göre hep işyerindekilerin de annesi olmuş. “Annelik ve kadın rolü hep kendime en yakıştırdığım iki roldü ve işyerinde de öyle oldu “ diye ifade etti. Ayrıca Aslında bu durum da bir kez daha C.A’nın Chodorow’un toplumun kadına verdiği annelik rolünü beklendiği şekilde içselleştirdiğinin bir göstergesi olabilir.
*********************************************************************************************************
TEŞEKKÜRLER BANU”CUĞUM

Bu yazı Makaleler, Psikoloji kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Doktora çalışmasında :BEN için 3 cevap

  1. Nermin Kurtuluş der ki:

    Rahmetli Türkan Saylan eşimin Çapa Tıp Fakültesinde hocası olmuş Gülçer Hanım kızımın çalıştığı şirketin İnsan Kaynakları Koordinatörü olması nedeniyle bu iki başarılı kadının tanıtımı bizim de ilgimizi çekti çok beğendim .Bu yazıyı kızlarıma da okutacağım. Örnek alınacak iki kadın hayatı Psikoloji Biliminde kuramlarla analiz edilmesi gercekten etkileyici olmuş .

  2. Arife KOMAN der ki:

    İşte benim canım arkadaşım, dostum, birtanem. Bilimsel bir çalışmaya, Türkiye’nin erken kaybettiği, gururumuz, yüzakımız, Türkan Saylan’la alınman, tesadüf değil. Hakediş… Bu gururu, inceleme yazısını sabırla okuyunca, daha da bir hissettim. Umarım herkese ÖRNEK olmaya keyifle, sağlıkla, mutlulukla devam edersin… İyi ki varsın canım… Sevgimle kal.

  3. Sefa der ki:

    Ya gerçekten tebrik ediyorum ve başarılarınızın devamını diliyorum (:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir